İçeriğe Geç
31 Ağustos 2026, Pazartesi
SON DAKİKA
Mustafa Denizhan Türker Yumurtalık Esnaf ve Sanatkârlar Kooperatifine Adaylığını AçıkladıADANABÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN YUMURTALIK İLÇESİNDE CEM SARAÇ KONSERİYUMURTALIK İLÇESINE EMEKLİLER LOKALİ AÇILDIYUMURTALIK(AYAS)ANTİK KENTİNDE YAPILAN KAZILARDA 10.ADET KAYA MEZARLARI GÜNİŞİĞİNA ÇIKARILDIYUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHCESİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM: 3YUMURTALIK’IN TARİHCESİ BÖLÜM-2ENERJİ BAKANI ALPASLAN BAYRAKTAR”CEYHAN’I ROTTERDAM YAPABİLİRİZ”YUMURTALIK İLÇESİNİN TARİHÇESİYUMURTALIK BELEDİYESİNDE KALDIRIM ÇALIŞMALARI HIZ KAZANDIBaşkan Erdinç Altıok: “Daha temiz ve yaşanabilir bir Yumurtalık için çalışıyoruz”Ceyhan İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği Polislerinden suç örgütlerine büyük darbe
Köşe Yazıları

EVLENİYORUM

Avatar fotoğrafı MUHİTTİN UYALHAS · · 9 dakika okuma · 41

Ceyhan Yardımseverler Düğün Salonu’nda düğünüm yapılmıştı. Annem ve ablalarım gerekli yardımları yapmıştı. Ceytaş evlerinde 60 metrelik bir ev kiralamıştım. Her ay aldığım beyaz eşyayı da çeyiz olarak getirip yerleştirmiştim. Ama yine benim abim, düğünde toplanan parayı “Evimde masraf oldu,” diyerek el koyduğundan, düğündeki borçlar da bana kalmıştı. Manifaturacıydı, fotoğrafçıydı derken, Toros’tan aldığım aylığı verince geçinmek için hiç para kalmıyordu.

Ben de Ayas’a gidiyordum; abim kumarda olduğundan yengem dükkândan deterjandı, kuru bakliyattı aylık ne lazımsa veriyordu. Dolmuşa binerek Ceyhan’a geliyordum. İki yıl Ceytaş evlerinde oturdum. Habibe ablam, “Yatırım için Ceyhan’an ev alalım, sen de kira ödemezsin,” diyerek teklif yaptı. Fatih Sultan Mehmet Mahallesi’nde bir ev buldum. Ama evin karosu, fayansı, mutfak dolabı, elektriği, suyu yoktu; daha inşaat halindeydi. Evi ben tamamlayacaktım.

Önce karo alarak işe başladım. O karoları 3. kata taşırken eşim, ben ve baldızım yardım etmişti. Karolar döşendikten sonra sırasıyla evin diğer ihtiyaçlarını tamamladım. Eve taşındık. Bu arada eşim hamile kalmıştı. Doğumunda Adana SSK Hastanesinde hatalarla dolu bir doktor, bebeği alırken kafaya zarar vermiş. Bizi Balcalı’ya sevk ettiler.

Özge Kızımızın Mücadelesi ve Market Yılları

“ÖZGE” adını verdiğimiz kızım Balcalı’da yenidoğan servisine yattı. Biz de Balcalı’da, otoparkta araba içinde yatıyorduk. Ne zaman annesi çocuğu emzirmesi gerektiğinde yenidoğana gidiyorduk. Oraya yaklaşmamız çok zordu; güvenliğe rüşvet, servisteki personele rüşvet vererek zorla bebeğimizi görebiliyorduk. Yenidoğanda uzun bir müddet yattı. Tam iyileşti, vereceklerken bu sefer beyin cerrahisine yatırıldı.

Her akşam Toros’tan çıkarak Balcalı’ya geliyordum; eşim kapıda “Emzireceğim,” diye bekliyordu. Mısır Çarşısı’ndan aldığım meyve suyu sıkacağından taze meyve suyu sıkarak kızımın içtiğini duymak beni sevindiriyordu. Her şeye rağmen kan lazım olduğunda öğrenci yurtlarına, askeriyeye giderek kızıma uygun kan arıyordum. Bir defasında Toros’tan yanıma aldığım 3 arkadaşı Balcalı’ya götürüp kan verdirtmiştim.

Özge’ye beyin cerrahisinde Hidrosefali teşhisi konmuştu. Kafasındaki su toplanması büyümesin diye beynine ŞANT takılmıştı. Kafasına konan, aleti pompalayarak hortum vasıtasıyla idrar yoluna kadar giden bir hortumdu. Sürekli pompalıyorduk. Özge büyüdükçe şant kısa kalıyor, bu durumda şant değişerek yeni bir ameliyata giriyordu. Tam 6 defa şant değişikliğinden ameliyat oldu. Her ameliyatında o ameliyathane kapısında beklemek için güvenliğe ve personele rüşvet vermek zoruma gitse de kızımı görünce her şeyi unutuyordum.

Özge’yi kucağımıza verip Ceyhan’a gönderdiler. Kontrollerde Balcalı’ya giderek, hocaya muayenesini yaptırıp Ceyhan’a dönüyorduk. Koluna “Özge” yazılı bir altın künye almış, kulağını deldirerek altın küpe taktırmıştım.

Toros’ta vardiyalı bir şekilde çalışıyordum. Müteahhit elemanları grev kararı almış, Toros’un dışına çadır kurmuşlardı; içeriye yeni müteahhit elemanlarını almıyorlardı. Sık sık jandarma çadırlarını basarak dağıtıyordu. Bir sendikaları olmadığından kendilerini savunan kimse yoktu. Direnişleri zayıf kalıyor, işveren her türlü yolla yeni işçileri fabrikaya sokup çalıştırıyordu. Bir gün 15.00 – 23.00 vardiyasında çalışırken servis otobüsüne binmiştim. Gece 24.00’e doğru otoyol köprüsüne geldiğimizde köprünün altında otobüsümüz yaylım ateşine tutuldu. Otobüsün içine yatarak kurtulmuştum. Çok şükür kimseye bir şey olmamıştı. İşçinin işçiyi kurşunladığı bir olay olarak hafızamda kaldı. Birçok müteahhit elemanı bu direnişte içeriye çalışmaya girerek fabrika kadrosu aldı.

Çok sürmedi, kadrolular için de Petrol-İş grev kararı aldı. Tüm kadrolular Ceyhan’da bir kahvede toplanıp okey oynayarak grevi buradan takip ediyordu. Yani anlayacağınız, maaş almadan ev geçindirecektim. Grev sonunu beklemekten başka çarem yoktu. Evimizin altında market çalıştıran ama beceremeyen bir arkadaşım vardı, işi yürütemiyordu. Haraç çeteleri de rahatsız edince marketi bana sattı.

“Özge Market” adını verdiğimiz marketi, eşimin emekli olması amacıyla onun adına yaptırdım. Ben nasılsa sigortalıydım, Toros’tan eşimin de Bağ-Kur’unu yatırmaya başladım. Marketin önüne döktüğümüz karpuz ve Karaisalı’dan gelen bidon bidon salça anında satılıyordu. Ne lazımsa anında temin ederek ölü bir marketi canlandırmıştım. Grev arkadaşlarım kahvede beklerken, ben para kazanmaya başlamıştım. Bu arada kızımı annesi dükkana getiriyor, tüm komşular onu sevmek için kucaklarına alıyorlardı, onu seviyorlardı. Ama kötü niyetli biri kızımın altın künyesini almıştı. Eve gittiğimizde künyeyi görememiştik. Bir hafta geçmeden evimizin balkonundaki saksı içinde, poşette çeyrek altın ve altın kolye bulduk. Bir tarafta künye kaybediyoruz, bir tarafta evimizde saksı içinde altın buluyoruz; anlam verememiştik.

26 ay sonra kızım tam “baba” dediği bir anda rahatsızlandı. Balcalı’ya yatırdık ve ÖZGE’yi kaybettik. Bu arada Toros’taki grev bitince ben işe başladığımdan marketi devrettim.

Sürgün, Ticaret ve İşten Çıkarılma

Toros’ta sendika seçimleri olmuş, Osmaniye’den Cumali Dursun kazanmıştı. Ama Petrol-İş Cumali’yi iptal ederek yerine Orhan Artuk’u getirmişti. Bizi de yemekhaneye toplayarak neden görevden aldıklarını anlatacaklardı. Bende söz alarak, “Seçimle gelen birini neden görevden aldınız?” diye sormuşmuştum. Ertesi gün beni Samsun’a, seyyar torbalamaya sürgün gönderdiler.

Mühendis Hasan Çetin eşliğinde Samsun’a gittim. Seyyar torbalama Samsun dışında, Toros depolarının oradaydı; liman biraz uzakta kalıyordu. Kamyonlar gübreyi getiriyor, müteahhit elemanları torbalıyorlardı. Samsun hemen her gün yağmurun yağdığı bir yer olduğu için çalışmamız ara ara devam etmekteydi. Ben büyük çaba göstererek bir ay içinde işi bitirip Toros’tara döndüm. Herkes mesaili maaşlarını alırken, ben normal maaşımı almıştım; çünkü sürgün gitmiştim.

Bu arada Ayas’a gittiğimde abim bana, “Rakıya zam gelecek. Arabanı sat, rakıya bağla, kısa zamanda yeni araba alırsın,” deyince arabayı sattım. Kendime düşük model bir araba aldım, geriye kalanla rakı aldık. Ayas’taki evin altındaki bir odayı rakı doldurduk. Tam 7 ay boyunca zam gelmedi. 7 ay sonra %20 oranında zam gelince abim bana, “Maliyeciler geldi, rakıyı saydılar,” dedi. Benim verdiğim parayı 5 lira 5 lira, her gittiğimde vererek çerez parasına çevirmişti. Verdiğim parayı böylece kurtarmıştım.

Aradan bir yıl geçince abim, “Rakıdan zarar ettik. Bak ben Zeytinbeli’nden Ali Bekir’e karpuz için tarla tutacağım, 50 lira koy, 3 ay sonra 250 lira al. Ben kaynım Erba’ya güvenmem ama Ali Bekir sağlamdır,” dedi. Ziraat Bankası’ndan 50 lira çektim, 8 lira da ikramiyeli maaşımı ekleyip 58 lirayı Ali Bekir’e, Zeytinbeli bekçisine teslim ettik. Kalemli köyü dönüşünde komşumuz Apalakların tarlasını Ethem’den kiraladı. Artık ben seviniyorum, “5 dönüm karpuza ortağım,” diye. Ali Bekir doğudan gelen ırgatlarıyla tarlayı sürerek karpuz çekirdeklerini ekti. Çok sürmedi, “Bunları böcekler yedi,” diyerek tekrar sürdü, tekrar ekti. Biz abimle tarlaya gittiğimizde bizim gelmemizi istemiyordu. Abim de ırgatların tüm yiyecek ihtiyaçlarını dükkandan temin ederek yazıyordu. Karpuzlar çıkmaya başladı, satmaya başladı. Biz Zeytinbeli’ne gidiyor, o köyün bekçisi olduğundan hesap görmeye çalışıyoruz; o bize hep zarar ettiğinden bahsediyordu. Ne ben ne abim, dükkandan verdiği yiyecek paralarını alamıyordu. Daha sonra abim mahkemeye vererek parasını aldı ama ben alamamıştım. Zeytinbeli’ne giderek paramı istediğimde “Ben abine verdim,” diyordu. Abime gittiğimde “Ben alacağımı aldım,” diyordu. Kandırılan yine ben olmuştum. Bundan sonra arabamı Yumurtalık’a çevirmemiştim. Bu kadar dolandırılmam yeterdi. Denize mi gireceğim; Burnaz’a, İncirli köyüne gidiyor, Yumurtalık’la uzun süre ilişiğimi kesiyordum.

1997 yılında Toros’tan çıkarıldım. O kadar ilkokul mezunu varken, ben Açıköğretim mezunu olarak işten çıkarılmıştım. 8 kadrolu elemanla birlikte iş akdimiz feshedilmişti. Artık ne iş yapacaktım, evi nasıl geçindireceğim telaşına düşmüştüm. Tazminat alacağımı duyan abim bankanın önüne gelmiş, Bağ-Kur borcunu ödemek için para istemekteydi. 1300 tazminat aldım, 300’ünü abime verdim. Artık Bağ-Kur’a mı verdi, kumara mı verdi bilmiyorum.

Uzun süre iş arayıp bulamayınca Çamlıyol’da bir tekel bayisinin satıldığını okuyup girdim. İçeriye 350 liraya dükkanı devraldım. Geriye kalan parayla da dükkana eşya almıştım. Eşimin Bağ-Kur’unu devam ettirmiştim onun emekli olması için. Dükkan işlek bir yerdeydi; Çamlıyol’da sanayiye giden, tarlaya giden duruyor; ekmeğini, gazetesini, sigarasını alıp gidiyordu. Akşam dönüşte de rakısını ve birasını alıp evlerine gidiyordu. Gece 24.00’e kadar dükkanı açık tutuyordum; artık benim ekmek kapım burasıydı. Adını çok sevdiğim ama uzak kaldığım, büyüdüğüm ilçenin adını vermiştim. Gitmesem de o sahil, benim yaşadıklarım hep alımdaydı: “AYASLI MARKET” olarak geldim..

Avatar fotoğrafı

MUHİTTİN UYALHAS

RANT

Yumurtalık’ta rantın başlaması, hazine arazilerinin yoksul halka dağıtılması sırasında başlamıştır. Burada bazıları ev sahibi olurken çoğunluğunun hakları elinden…

MUHİTTİN UYALHAS 1.105
İlgili Köşe Yazıları HaberleriTümü

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir