İçeriğe Geç
31 Ağustos 2026, Pazartesi
SON DAKİKA
Mustafa Denizhan Türker Yumurtalık Esnaf ve Sanatkârlar Kooperatifine Adaylığını AçıkladıADANABÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN YUMURTALIK İLÇESİNDE CEM SARAÇ KONSERİYUMURTALIK İLÇESINE EMEKLİLER LOKALİ AÇILDIYUMURTALIK(AYAS)ANTİK KENTİNDE YAPILAN KAZILARDA 10.ADET KAYA MEZARLARI GÜNİŞİĞİNA ÇIKARILDIYUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHCESİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM: 3YUMURTALIK’IN TARİHCESİ BÖLÜM-2ENERJİ BAKANI ALPASLAN BAYRAKTAR”CEYHAN’I ROTTERDAM YAPABİLİRİZ”YUMURTALIK İLÇESİNİN TARİHÇESİYUMURTALIK BELEDİYESİNDE KALDIRIM ÇALIŞMALARI HIZ KAZANDIBaşkan Erdinç Altıok: “Daha temiz ve yaşanabilir bir Yumurtalık için çalışıyoruz”Ceyhan İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği Polislerinden suç örgütlerine büyük darbe
Gündem

YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHCESİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM: 3

Avatar fotoğrafı Yumurtalik Haber · · 37 dakika okuma · 168

YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHCESİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ

BÖLÜM: 3

YUMURTALIK İLÇESİNİN HALK KÜLTÜRÜ

İnsanoğlunun hayatının en önemli evreleri geçiş dönemleri yani doğum, evlilik ve ölümdür. Bu evrelerde karşımıza çok zengin folklorik unsurlar çıkmaktadır. Bu dönemlerin her aşamasında Türk toplumunun manevi değerleri karşımıza çıkmaktadır. Bu değerler giderek yok olmakta, azalmaktadır. Anlatan kaynak şahıslar dahi bunlar geçmişte kaldı diyerek anlatmaya bile çekiniyorlar. Onlar bile kendi kültürlerini artık bir kenara itmeye yavaş yavaş başlamışlar. Burada bize düşen görev ise bunları en azından toplayarak unutulmasını önlemektir.

BEBEK SAHİBİ OLAMAYAN VE DÜŞÜK YAPAN KADINLARLA İLĞİLİ İNANIŞLAR

DOĞUM ÖNCESİ HAZIRLIK

Çocuğun bohçası hazırlanır. Çocuğun yastığı, yorganı, giysileri, bezi, havlusu hazırlanır. (K.Ş. Hacer KOÇAK, 49)

HAMİLE KADINA SÖYLENLER

Türbe ziyaretlerine gidilmesi, adak adama, ebelere gidilmesi, adak kesilmesi, sık sık çocuğu düşen kadınlar Sıbıka adındaki hocaya giderler. 7 ad toplama adeti 7 kapı dolaşır. 7 ad toplanır. 7. evdeki kişinin adı konurdu. Mesela 7. evdeki kişinin ismi İsmail onun ismi İsmail olurdu.

Hacer Koçak örnek verdi. Ablası sık sık düşük yapıyormuş. 7. kapının önünde dut ağacına bağlamışlar. Ev sahibi oğlan olursa İbrahim, kız olursa Emine koyun demiş. Kadını evdeki toprak kabına oturtmuşlar. Adaklı çocuklar olurmuş. 7 kişiden parça bez toplanması bu parçaları uç uca ekleyerek elbise dikilmesi ve 40 çıkana kadar çocuğun o elbiseyi giymesi. Erkek evlat isteyen oğlan muskası yaptırırmış. Ocaklara gidilirmiş. Ocaklık geleneği mevcut. El vermesi böylece aileden gelerek duasının tedavi edici özelliğine sahip olduğu inancı vardır. Ocaktaki kişilere bir miktar para verilir. O hastalığın ağırlığı onun üzerinde kalmasın diye. (Kaynak Şahıs: Songül KOÇAK, 65)

DOĞACAK BEBEKLE İLİĞİLİ İNANIŞLAR

Bazı köylerde makas ve bıçak saklanır. Kadın makası bulursa kızı, bıçağı bulursa oğlu olacağına inanılır. Evlendiği zaman gelinin kucağına erkek çocuk verilir. Oğlu olsun diye. Hamile kadının karnına bakarak sivriyse erkek yaygınsa kız olacak derler. Karın sağ tarafa yığılırsa erkek sol tarafa yığılırsa kız olacak denir. Kadın güzelleşirse oğlu, çirkinleşirse kızı olacak inancı vardır. Göbek kordonunun durumuna göre bir sonraki çocuğun kız mı erkek mi olacağı anlaşılırmış. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

Dü boğaz, yüklü, hamile, karnı burnunda, vakti geçmiş, iki canlı vb. isimleri verilirmiş. (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

HAMİLELİKTE AŞ VERME

Hamilelik döneminde annenin canı ne isterse ona getirilmeye çalışılır. Aksi takdirde bunun çocuğa zarar vereceği düşünülür. Ayrıca annenin yediklerine dikkat etmesi gerekir. Yedikleri de çocuğa zarar verebilir. Yediklerinin çocukların belirli yerlerinde iz bırakacağına inanılır.

Örneğin hamile kadın ciğeri eller veya yerse çocukta iz olur. Bu iz ciğer rengi bir izdir. Canı istediği şeyi yemezse çocuğu eksik doğacağı inancı vardır. Annenin kime bakarsa ona daha fazla benzeyeceği inancı vardır. Anne ölüye bakmaz kırk basacağına inanılır.

Çirkin şeylere bakmaz, çocuk bundan etkileneceği inancı vardır. Örnek olarak çocuğun birinin kulağında küçük bir delik var bunu hamilelik döneminde annesinin istediği bir şeyi yiyememesine bağlıyorlar. Hamileliğin son üç ayı kritik dönemdir. Dikkat edilmesi gerekir. Ağır işler yaptırılmaz. Mümkünse rahat edebilmesi için annesinin yanına gönderilir. (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

DOĞUMDA KESİLEN GÖBEK HAVLUNUN BİR KÖŞESİNE GÖMÜLÜR

Doğumu ebeler kocakarılar yaparmış. Hatta nam yapmış. Ayşe ebe diye de bir kadın varmış. Doğum sırasında kullanılan malzemeler makas, iğne, cilet (çocuğun göbeğini kesmek için), sıcak su, havlu, bez vb. Doğum yapan kadının altına toprağı ısıtıp dökerlermiş sancısını azaltması için. Kadına şerbet, yağlı ballı yedirilip içirilirmiş. Yağlı ballı ekmeğin pişirilip yağlanıp pekmeze batırılmasıyla hazırlanıyor. Çocuğun eşi asılır anne görene kadar orda kalır. Oğlun olursa mükafatlandırmak için yağlı ballı yedirilirmiş. Başka bir amacı da erkek çocuk doğumu zor olduğu için. Anne kendini toplasın diye verilir. Erkek çocuk iri doğar. Bu da anneyi çok yorarmış. Ayrıca bol süt olması için. Düğümler çözülür, çeşmeler kapılar pencereler doğum kolay olsun diye açılır. (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

DOĞUMDAN SONRAKİ ADET VE İNANIŞLAR

Yastığın anneninde çocuğunda yastığının altına iğne, makas, tarak, K.Kerim konurmuş. Kırk basmaması için. Ayrıca sarı örtü, kırmızı örtü örtülürmüş aynı şekilde kırk basmaması için. Göbek kordonu okulun, caminin, askeriyenin, hastanenin bahçesine atılması çocuğun büyüyünce okuması, dindar olması, doktor olması veya asker olması için bu adet yapılırmış. Doğum yapılan kadına ayran, su, şerbet içirilir. Çocuğun altı sıcak toprakla belenirmiş. Kadın uyutulmaz. Erkeği kadının yanına yatırılır. Yine kırk basmaması için. Çocuk ilk defa aile büyüğünün veya babasının kucağına verilir. Çocuk 40’ı çıkmadan dışarı çıkarılmaz. 40 gün sonra banyo yaptırılır. Anne ve çocuk öyle dışarı çıkarlar. 40’ı çıkmamış çocuklar karşılaşmamalı alt alta evlerde bile bulunmamalıdır. 40’ı karışabilir. Karşılaşırlarsa iğne değişirler. 40 basarsa babasının ceketi çocuğun üzerine asılır. K. Kerim konur. Çocuğun evi taşlanır. Babası hediye dağıtılana kadar. Oğlu olan hediye dağıtana kadar evi taşlanır. (K.Ş. Hacer KOÇAK, 49)

BEBEĞİN YIKANMASI VE TUZLANMASI

Doğumdan sonra öyle bir yıkarlar ve tuzlarlar. Tuzlamadaki amaç çocuğun terinin kokmaması derisinin cildinin sağlam olması, pişik olmaması için yapılır. 7 kırkında 7. günde 40 taş, 40 çeşit çiçek, bitki toplanır. Helkenin içine ayna tarak altın atılır. Çocuk yıkanır. Bu taşlar çıkınlanır. Sonra 40 da tekrar kullanılır. 40 da tekrar çocuk yıkanır, pırpılanır. Annesi evi o suyla ıslatılır. Ancak öyle dışarı çıkabilir. Yoksa 40 basar. (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

BEBEĞE İSİM KOYMA

Hoca veya bir aile büyüğü salavatlarla ezanla üç defa ismini çocuğun kulağına fısıldardır. Bu isim verme olayı 3. gün yapılırmış. Genellikle aile büyüklerin ismi verilirmiş. Duruma göre çocuk sürekli ölüyorsa yaşamıyorsa ismini yaşaması için yaşar, dursun, satılmış koyuyorlarmış. (Satılmış çocuğu sürekli ölen aile çocuğu ölmesin diye başka bir aileye satarmış. Çocuğun adı da Satılmış koyulur.) Veya durumuna göre çocuğun İlknur, Songül gibi isimler verilirmiş. Çocuğun kulağına ilk olarak göbek ismi sonra esas ismi okunur, aile büyüğünün ismi verildiği zaman bu lütuftan ötürü çocuğa aile büyüğü hediyeler alır. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

SÜNNET ADETLERİ

Hazırlıklar yapılır. Çocuğa etek dikilir. Kirve kavramı vardır. Çocuğu sünnet olurken tutar. Kirve 1. dereceden akraba sayılır. Nikah düşmez. 7 göbeğe kadar. Ayrıca çocuğun kirvesi çocuğu sürekli kollar, destekler. Kız alınıp kız verilmez. Anne, bir helke içine su konur ve helkeye sokulur. Eline oklava verilir. Bunun amacı gelinini kıskanmasın diye. Çocuk kesilirken mevlütler okunur. Dualar edilir. Tekbirlerle çocuk kesilir. Çocuk kesilirken ağzına lokum verilir. Gelen misafirler çocuğa hediyeler verir. Para verir. Çocuk sevindirilir. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

ASKERLİK ADETİ

Bütün akrabaların eş dostların askere gitmeden önce ziyaret edilmesi helallik istenmesi. Bütün akrabalar eş-dost askere gidecek delikanlıyı bir ay önceden yemeğe davet eder. Cebine bir miktar para koyar. Askere gönderilirken yağlı sokum veya simit üç defa ısırtılır. Duvara asılır. Askerden dönene kadar saklanır. Gelince kurda kuşa yem edilir. (Bu evde daha yiyeceği lokması var anlamına geliyormuş). Gitmeden akşam kına yakılır. Çalgı düğün yapılır. Kurbanlar kesilir. Dualar edilir. Yemekler verilir. Mürüvvetini belki göremez şimdi görsün diye yapılır. Geldikten sonra da şükür mahiyetinde kurbanlar kesilir. Mevlüt okunur. Yemekler verilir. Adaklar yerine getirilir. (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

YUMURTALIK’TA EVLENME GELENEĞİ

Evlilik ile ilgili gelenekler Halkbiliminin en önemli kaynakları arasındadır. Çünkü evlilik ve düğünlerle ilgili gelenekler bir çok folklorik malzemeyi içinde barındırmaktadır. Gerçi artık eski gelenekler pek yaşatılmıyor. Hatta giderek yok oluyor. Ama bunları gene de geç yozlaşan köylerimizde görebiliyoruz.

Evlenecek kız ve erkekte aranan bir takım özellikler bulunmaktadır. Bilindiği gibi Anadolu’nun her tarafından gelin ve damat adayının öncelikle hasta olup olmadığına bakılır. Ayrıca güzellik, huy ve zenginlik değerlendirilen özelliklerdendir.

Genelde kızın topuğuna, ellerine evine bakılırmış. Topuğundan, ellerinden iş yapıp yapmadığı anlaşılırmış. Kapı deliğinden kızın parmağı geçirttirilirmiş. Ev gizlice incelenirmiş. Tuvalet, banyo, mutfak, halı altı, sedir altı fark ettirilmeden kontrol edilirmiş. Kız her yönüyle incelenirmiş. Gerçi şimdi de okuyan aranıyor. Ekseri sülale veya akraba takip edilirmiş. Herkes kızını akrabasına verirmiş. Bunun çeşitli sebepleri var. Birincisi tanıdık olur diye ikincisi küçük yerlerde pek öyle imkan bulamayabilirler diğer bir sebebi ise mirasların paylaşılmaması için veya yabancıya gitmesin diye verilirmiş.

Anne göz gezdirir. Araştırır. Gençlerde düğünlerde bayramlarda ortalığı kolaçan ederler.

Gençler evlenme isteklerini çeşitli şekillerde ifade ederler. Pilava kaşık saplanması, babanın ayakkabısına çivi çakılması, gencin babasına ters konuşmaya başlaması benim işlerime bakmıyor diye…

Gençler direk babasına annesine babasına evlenmek istediklerini dile getiremezler. Bu da iletişim kopukluğunu göstermektedir. Ama bizim geleneklerimiz buna da çözüm bulmuş.

Evlenme çağı günümüzde erkekler için yirmi yaşı geçmektedir. Kızlar için evlenme çağı ise kızın okuyup okumamasına göre değişmektedir. Eğer kız okumuyorsa 15 yaşını doldurdu mu evlilik çağına geldiği söylenir. Gelinlik çağa geldin denir. Bu yaş kız okuyorsa, tahsili ölçüsünde arttırılır. Tabi fazla arttırılması hoş değildir.

Her şeyin bir zamanı olduğu gibi evliliğinde bir zamanı vardır. Bu zaman geçildi mi bir daha zor olacağı düşünülür. Tabi ki halk arasında yaygın bir ifade vardır. “Kısmet” sen ne yaparsan boş denir. Bunlara evde kalmış kız veya erkek denir. Kızlara halk arasında kız kurusu da denir. Bu nedenle genellik kişilerin kendileri de ailelerde zamanı gelince çocuklarının mürüvvetini, muradını görmek ister.

Evlenmemiş kız veya erkeklerin bu nedenden ötürü çeşitli inanışlarla kısmetleri açılmaya çalışılır. Hocalara gidilir. Muskalar yakılır. Ziyaretlere gidilir. Hayırlı bir kısmet istenir adaklar adanır. Cumadan ilk çıkana bir kilit açtırılır ve o kilit kapatılmaz. O kilitle birlikte kısmetinin açılacağına inanılır. O kilit eve duvara asılır. Anahtar şeklinde kolyeler 41 Ayetel Kürsü okunur ve boyna asılır. Bu şekilde dileklerin kabul olacağına inanılır. Evlenen çiftin kurdelesinden bir parça alınır. Bu parça ne kadar kısa olursa evliliğinde o kadar kısa olacağına inanılır. Gelin damadın ayakkabısının altına isim yazılır. Kızlar gelinin çiçeğini kapmaya çalışır. Darısı bulaşsın diye… Ayrıca düğünlerde kız ve erkek karşılıklı dururlarda, oynarlarsa veya birbirlerine şeker atarlarsa etraftaki insanlar bu durumu anlarlardı. Oğlanın anası direk istemeye giderdi. İlçemiz deniz kenarında olduğu için denizden üstü çıplak bir genç gelirse sana kız falan vermezler diyerek korkuturlarmış. Ayrıca kısmet açmak için Düğün evinden bardak çalınırmış.

Eğer kız beğenilmişse oğlanın annesi veya yakın akrabası tarafından hazırlık yapma duyurma amacıyla kızın evine gidilir. Filanın oğlu filanın kızını istiyormuş denir. Çıtlatma denir buna giderler çıtlatırlar. Kız tarafı da bir danışalım derler araştırırlar. Veya başka bir şekilde reddederse kızın gönlü yok demektir. Sizin kısmetiniz bizde değil derlerse veya bizim kızın daha yaşı küçük veya önde daha sırası var derlerse iş yatar demektir. (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

KIZ BEĞENME

Evlenme çağına gelmiş erkekler kendi köylerinden, komşu köy, kasaba ve ilçelerden kız beğenmeye başlarlar. Eğer oğlan kızı beğenmiş ve kızdan da onay almışsa, ailesine konuyu iletir. Oğlan ailesi hatırı sayılır kişi veya kişilerin vasıtasıyla kızı istemeye gider. Kız tarafı belirli bir süre ister. Eğer oğlan tarafının isteğini kesinlikle reddetmiyorsa. Bu süre zarfında aile için yoklama yapılır. Büyüklerden, kızın kardeşinden onay alındıktan sonra kızın ağzı aranır. Kızdan olur aldıktan sonra işin gizlilik yanı kalmaz ve yasallaşır. Artık konu köyün dilindedir.

KÜÇÜK TATLI MERASİMİ

Oğlan ve kız evlerinin ortak olarak uygun gördükleri bir tarihteki hatırı sayılır birkaç kişinin de götürülmesiyle kız evine gidilir. Bu olayın adı “Dünür Gitme”. Kız evine gidildikten sonra hal ve hatır sormalardan ve karşılıklı iltifatlardan sonra ağzı laf etmesini bilen bir kişi durumu kız babasına şöyle aktarır. “Arkadaş gelene niçin geldiniz denmez. Biz, Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuz falana istiyoruz.” Kız babası da “Münasip gördük hayırlı uğurlu olsun” der. Ancak, kız evi işi tam karara bağlamamışsa birkaç gün muhlet alınır. Ve olay aile içinde değerlendirilir. Karar uygun bulunduysa kız tarafının uygun gördüğü bir tarihte küçük tatlı yenir. Bu merasimde baklava veya lokum yenir. Kıza söz yüzüğü takılır. Bir büyük veya imam takar. Hatta bahşiş koparır makas kesmiyor diyerek

NİŞAN MERASİMİ

Daha önce kız eviyle oğlan evi anlaştıkları elbiseler, takılar alınarak ve yine belirli bir gün belirlenerek akraba ve dostlar da çağırılarak kız evinde toplanırlar. Oğlan tarafı bolca tatlı getirir. Halk arasında nişanın bir adı da büyük tatlıdır. Daha sonra daha önceden ayarlanmış çalgılar ile çeşitli oyunlar oynanır. Bütün akraba ve dostlarla birlikte oyunlar oynanarak bu olay en iyi şekilde kutlanır. Daha sonra oğlan tarafından bir konuşmacı tarafından yüzükler takılır. Hediye getirenler hediyelerinin geline sunarlar. Takı takmak isteyenler takarlar. Gelin ile damat tebrik edilir. Daha sonra dualarla tatlılar yenir.

DÜĞÜN HAZIRLIĞI

Daha önce oğlan tarafından kız evine top bezler gereği kadar yataklık ve yorganlık pamuk gönderilir. Artık her şey tamamdır. Bundan sonra da düğün günü tespit edilir. Düğün hazırlıklarına başlanır. Genellikle düğünler pamuk buğday hasatından sonra yapılır.

DÜĞÜN DAVETİYESİ DAĞITIMI

Her iki ailede dost, akraba, arkadaş, köylü şehirli dostlarına davetiye gönderilir. Davetiyeyi oğlan ve kız tarafının belirlediği kişiler dağıtır. Aileye yakınlığı veya cemaatteki yerine göre elbiselik gömleklik havlu okuntu olarak verilir. Daha uzak kişilere de kart gönderilir.

DÜĞÜN HAZIRLIĞI

Kız evinin yapılan anlaşmadan sonra Perşembe gününden itibaren bütün hazırlıklar yapılır. Yemek için kesilecek hayvanlar, fasulye, patates vb. mevsimine göre yiyecek hazırlığı yapılır. Yeterince yufka ekmek yapılır. Damadın en yakın arkadaşlarından iki genç sadıç olur.

Sadıçlar bütün düğün boyunca yardımcı olurlar. Perşembe günü bütün köy halkı oğlan evine giderek öğlen namazından sonra bayrak kaldırılır. Bu olayla düğün resmen başlamış olur. Bayrağın bağlandığı direğin uç kısmına ayna, soğan ve tavuk tüyü, iğne asılır.

Düğün bitiminde aynayı düşüren veya kıran aynadan bir parça geline getiren kişiye gelin hediye verir. Oğlan tarafının durumu müsaitse bayrak dikme töreninde bir kurban kesilerek kan akıtır.

Bu olay halk arasında gelenekleşmiştir. Düğünün başlamasıyla Cuma veya Cumartesi düğün merasimi çalgılarla birlikte başlar. Oğlanevi tarafı oğlan evinde kız evi tarafı kız evinde eğlenirler. Merasim boyunda çalgılar eşliğinde gelen misafirler karşılanır. Ağırlanır, yedirilir, içirilir, geç kalması gerekiyorsa yatırılır. Bu eğlenceler Pazar sabahına kadar devam eder. Bundan önce Cumartesi akşamı kına yakma olayı vardır.

KINA GECESİ

Oğlan evinin davet ettiği kişiler kız evine kına yakmaya giderler. Kına yakma merasimi cumartesi gününü Pazar sabahına bağlayan gedenin akşamı başlar. Kız evi de kendi davetlilerini çağırır. Oğlan evinin tuttuğu çalgıcılar eşliğinde kına yakma merasimi yapılır. Önce her iki tarafında katılımıyla halaylar çekilir, oyunlar oynanır. Yine kınadan önce oğlan kızı kısa süre götürür.

Kız ile oğlan merasim yerine birlikte gelirler. Bir süre oyunlar oynandıktan sonra kına yakma işi başlar. Kız evinin belirlediği kızlar oğlan evinin getirdiği kınayı özerler. Daha sonra müzik eşliğinde kız ve oğlan tarafının kızları ellerinde içinde kına olan tepsilerle gelin ve damadın aralarına alarak oynarlar. Bu arada çalgılar susar sesi güzel olan bir kişi aşağıdaki kına türküsünü gelinin başucunda söyler:

Kız anası kız anası

Başında mumlar yanası

İşte koyup gidiyorum

Hani elimin kınası

Kız anam yazgım buymuş

Kızlara böyle buyurulmuş

Kız anadan ayrılması

Yalan değil gerçek imiş

Kız anası kız anası

Başında mumlar yanası

Kız kınayı yaktırmıyor

Hani bunun öz anası

Baba kızın çok muydu

Bir kız sana yük müydü

Kör olası emmilerim

Hiç oğlunuz yok muydu

Babam ekinin bitti mi?

Kardeş ekmeğin bitti mi?

İşte koyup gidiyorum

El kızı keyfin yetti mi?

Babam ekmeğin bitti mi?

Kardeş efkarın gitti mi?

İşte geldim gidiyorum

El kıza keyfin yetti mi?

Gidiyorum gidiyorum

Ben bu ele ne diyorum

Uzak değil anacığım

Emmi gile gidiyorum.

Bu türküyü söylemedeki amaç, gelini ve akrabalarını ağlatmaktır. Bu olaydan sonra kınacılar kız evine yemek için bir alıcı bırakır. Artık herkes dağılıp gitmesi gereken yere gitmek üzere ayrılır.

YUMURTALIK’TA GELİN ALMA ADETLERİ

Pazar sabahı oğlan evi bir yandan yemek işini yürütürken öbür yandan da geline gitme hazırlıkları yapar. Köyün gençleri halay çekerler. (Bu halaylar üç ayak, Kırıkhan, lorki, halebi gibi…) Köyün genç kızları da yine çalgılar eşliğinde çiftetelli gibi oyunlar oynarlar.

DAMAT TRAŞI

Sabah düğünün başlamaıyla birlikte Damat,sagdıçlar ve damadın yakın arkadaşları bir berber önüne dizilmiş şekilde sıralanırlar ve önlerine küçük kolanya şişeleri siniyle birlikte konur.düğüne davetli misafirler bu- sini içerisine bahşiş atarak kolanya alır vatandaşlara dökülür.

Şayet gelin aynı köyden veya yakın bir komşu köyden getirilecekse öğle saatlerine yakın düğün halayı kız evine doğru çalgılar eşliğinde oynayarak ve eğlenerek yol alırlar.

Bu sırada bir kişi de elinde bayrağı taşır. Bu sırada damat ve gelin, gelinin bir veya iki yakını ile şehre kuaföre gidip gerekli gelin süslemesini yaparlar. Artık oğlan evi kız evine gelmiştir. Halaylar çekilmektedir. Şayet gelinle damat şehirden hala gelmemişse, araba gelirken klakson çalarak kız evine gelir. Araba kız evinin avlusunda durur gelin ile damat oyunlardan sonra örtme denilen yere götürülür. Burada gelinin arkadaşları hem tebrik eder hem de vedalaşırlar.

KUŞAK BAĞLAMA ADETİ

Bundan sonra gelinin kardeşleri değişik renklerde bezleri gelinin beline bağlarlar buna kuşak bağlama denir. Üç defa gelinin etrafında çevirir ve en sonunda beline bağlarlar. Daha sonra gelin anne, baba ve kardeşleriyle vedalaşır.

Çalgılar eşliğinde damat gelinin kolundan tutarak birlikte arabaya binerler. Gelin arabası önde diğer arabalar arkada olmak üzere klakson çalarak oğlan evine giderlerken Köyün gençleri gelin arabası öününe ip,halat veya ağaç koyarak yol keserler damattan bahşiş alırlar ve gelin arabasına yol verirler.. Bu sırada gelinin indirilişini izlemek için köyün bütün insanları ve davetlileri toplanmış merak içinde beklemektedirler.

GELİN İNDİRME MARASİMİ VE KIRKIM TOPLAMA

Gelin arabası oğlan evinin kapısında durur. Tabi çalgılar devamlı çalmaktadır. Daha sonra davullar susar. Sesi açık olan bir kişi oğlan evi davetlilerinden bağırarak para ve hediyeler toplar. Bu olaya halk arasında “kırkım” denir.

Kırkımdan sonra gelini kaynanası arabadan indirmek ister.Bu sırada gelin arabası üzerine bir kapla buğday ve bozuk para karşımı serpiştirilir. Gelin ve damat arabadan indikten sonra davul çiftetelli çalar. Gelin, damat kardeşleri oynarlar. Oyundan sonra gelin eve götürülürken gelin evin kapısında bulunan içinden su ve çiçek bulunan cereyi (vazoyu) kırar. Üstünden geçer. Bu şekilde uğursuzlukların ortadan kalkacağına inanılır. Gelin ve damada yapılmış olan büyünün bozulması içindir.

Daha sonra geline üzerinde bal sürülmüş asma veya dut bayrağı verilir. Gelin bu yaprağı kapıya yapıştırılır. Mutluluk ve soy sürmesi için veya evlilik dut veya asma gibi sağlam bal gibi tatlı olsun diyedir Gine kapıya çivi çakılır. Evlilik sağlam olması için. Kaynana her iki kolunu da açar. Gelin bir kolunun damat bir kolunun altında geçer. Bu hareketin amacı kaynanaya sevgi ve saygı beslemeleridir. Daha sonra davetliler ve akrabalar gelini tebrik eder ve hoş geldin derler. Gelin ve damat daha sonra büyüklerin ellerini öperek onların hayır dualarının alırlar daha sonra bütün davetliler vedalaşarak giderler.

Daha sonra gerdek gecesinin bitiminde tan davulu çalınırmış. Düğün gününün sabahında hem düğünün bitişini hem gelinin temiz oluşunu hem de kadın oluşunu duyuran davuldur.

Gelin ve damat büyüklerin ellerini öpmeye giderler. Daha sonra gelin mevlüdü yapılır. Erkek evinde mevlüt okunur. Gelen misafirler gene hediyeler getirirler. Kız ve damat kızın ailesine ziyarete giderler. Hatta kız belirli süre sonra hasret gidermesi için evine gönderilir.

Kız ve oğlan birbirini sever fakat ailesi razı olmazsa kaçırma adeti vardır. Kız oğlana kaçar. Bunun sonrasında araya hatırı sayılı insanlar konularak barıştırılmaya çalıştırılırlar. Fakat barışması 7 yıla kadar sürenler bulunmaktadır.

Ayrıca gelinle damat eve getirildikleri vakit gelin ve damadın üzerine bir tas içerisinde bozuk para buğday, arpa, şeker atılır. Bereket bolluk anlamındadır.

Kına esnasında ortaya bir yastık 3 defa vurulur. Kız bu yastığın etrafından 7 defa dönderttirilir. Üzerine oturtturulur. Kucağına erkek çocuğu olsun diye erkek çocuk oturtturulur. Veya yataklarında erkek çocuk yuvarlattırılır. Kına gecesi türküler söylenir. Çerezler dağıtılır. Mumlar yakılır.

Bir başka inanca göre bir ipe kemik veya yumurta bağlanır. Evin önündeki ağacın bir dalın sarkıtır. Damadın bu kemiği, yumurtayı ağzıyla yakalaması istenir. Bu evden kız almanın kolay olmadığını göstermek içindir.

Gelinin kucağın küçük bir çocuk yastığı verilirmiş. Tez elden çocuğu olması için

Kapan oyunu oynarlarmış. Erkek evi kız evine giderken bir bekar erkek (darısı bulaşsın diye bekar erkek) kadın kılığına sokulurmuş. Kafasına kırmızı yağlık atılırmış. Dansöz gibi oynarmış erkekler ona sarkarlarmış. Cimciklermiş. Gelin evine girene kadar. Geline evine girer bahşişini alır çıkarmış. Ayrıca kayınbabanın veya damadın büyüklerinden birine arabalaştığı veya hamut geçirirlermiş. Üstüne binmeye çalışırlarmış. Bu da gene kız almanın bu evden zor olduğunun göstergesiymiş. Damat arabadan indirilip yürütülürmüş.

Düğünlerde yemekler hazırlanırmış. Özel iki aşçı tutarlarmış. Konu komşu yardımcı olurmuş. Aşçılar bahşişlerini almadan tencerenin kapağını açmazlarmış.

Sadıçlar düğünde damadın en önemli yardımcılarıdır. Damadı ayrıca sürekli korurlar, kollarlarmış. Damadı kaçırırlar veya damadın ayakkabısının çalan kişi sadıçtan yüklü bir para alabilirmiş. Bu nedenle düğün boyunca damadı kollarmış.

Düğün yapılırken yakınlarda ölü varsa ölü evine gidilir, izin istenirmiş. Saygıdan ötürü hazırlıkta yapıldığı için düğününde yapılması gerekmektedir.

Oğlan da bizim kız da bizim

Yaralı da bizim ölüde bizim”

Denilerek izin istenirmiş. Ölü evi de

Ölü bizim ölümü düğünde bizim düğünümüz” diyerek müsaade verirmiş.

Bayrak indirilirken bütün ahali gene toplanırmış. Gelenlere kahve çay pişirilirmiş. Ayrıca mendil verilirmiş.

Kesim kesilirken pek istemem olayı olmazmış. “Ne alırsanız şerefinize” denirmiş, veya “size atınıza göre yular takmayı bilirsiniz” denirmiş.

Başlık parası öyle yaygın bir adet değildir. Ama bazı yerlerde kız evinin ihtiyaçlarını, masraflarını karşılayacak şekilde süt hakkı süt parası istenirmiş. O para yenmez tamamıyla kıza harcanıyor. Ayrıca bayrağa ayna takılmasının sebebi aydınlık olması içindir. Düğünde bayraktaki ayna taşlanır. Düşüren veya bir parça getiren bahşiş alırdı. Gelin arabasının önü kesilir. Sandığı üzerine oturulur. Gelin evinin kapısı tutulur. Bunların hepsinde yüklü bahşişler alınırdı. Ayrıca bazı yerlerde damada soğan ayna asılı direği vurması veya yumurtayı vurması istenirmiş. Damat gerdek odasına girerken dalı yumruklanırmış, çok eskiden güreşlerde olurmuş ayrıca cirit oyunu da düğünlerde oynanırmış.

Düğün aşamasında nişan da düğünde kız tarafı oğlan tarafını, oğlan tarafı da kız tarafını görür. Yani baştan sonra bir insan ne ihtiyacı varsa alınmaya çalışılır. Bayramlarda gene kız da erkek de görülür. Düğünden sonra kız tarafı da erkek tarafı da bohça yapar. Birbirlerine verirler. Nişan da düğün de alınan bütün eşyalar bir sininin içerisine konur sergilenir. Gelenler bu eşyalara bakarlar ve kendileri de sininin içerisine hediyelerini atarlar. Düğünden önce sık sık kaynaşmak, tanışmak amacıyla birbirlerini ziyaret ederler, hediyeleşirler.

Kız tarafı oğlan evi geldiği zaman birere yağlık takar aile büyüklerine. Bütün bayramda, nişanda toplanan altın 80 gramı geçtiği zaman oğlan evi kurban bayramında bir koç getirir. Ayrıca kurdele bağlanır ve bir de koca yüzük veya bilezik takıp gönderilir.

Düğünden önce esvap kesilir buna kesim de denilir. Düğün için çeşitli belirlemeler yapılır. Düğünde çaycılar, kahveciler tutulur. Gelin arabadan inmez bir tane çığırtkan oğlanın babasını çağırır. Ne verirsin diye sorarlar.

Para altın hayvan alırlar. Annesini çağırırlar. Ondan da alırlar. Hatta şöyle bir diyalog yaşanır. Tosun verecem der çağırtkan tosunu zaten veriyorsun der. (Oğlanı kastederek) (K.Ş. Hacer KOÇAK,49 ; K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

YUMURTALIK’TA ÖLÜM ADETLERİ

Akşamdan öldüyse sabaha kadar beklenir. Işıklar üç gün yakılır. Üzerine bıçak konur. Kıbleye çevrilir. Konu komşu yemekler çaylar getirilir. Kazanlar kurulur. Kadınsa kadın yıkar, erkekse erkek yıkar. Abdestler alınır. Yıkandığı yerde üç gün lamba söndürülmez. (Buraya geleceğine inanılır). Kefenleri hazırlanır. Hoca cenazeye abdest aldırır. Ölü kanılık suyla yıkanırmış (ne soğuk, ne de çok sıcak). Temiz olsun diye bu su seçilirmiş.

Suya el vurulmazmış. Suyun içine çiçek atılır. (Limon, reyhan, gül, güzel kokması için) Kazanlar kurulur kaynatılır. Sabunlar rendelenir. Yıkanmaya baştan başlanır. Ayağına kadar her tarafı iyice yıkanır. Biri sol tarafına biri sağ tarafına geçermiş.

Biri sabunlarken biri su tutarmış. Meftayı yıkarken ezmeyeceksin yıpratmayacaksın. Mefta su içinde kalmayacak şekilde konur. Dualar okuna okuna yıkanır. Duru su dökmeye başlanır. Aile bireylerinden isteyen olursa 3 defa baştan aşağı su döker.

Ölü kadın ise 3 tane yağlık kafasına 1 er tane yağlık ellerine bağlanır. Eline kafasına kına katılır. Çörek otundan kefenin içine konur. Uğursuzluğu önlemesi için nazara da iyi geldiğine inanılır. Çörek otunu 7 kişi 3 Kulhu bir Elham okuya okuya kefenin içine atarlarmış.

Temiz çarşafla her tarafı temizlenir. Kefene konur göğsünden aşağısı örtülür. Eli dışarıda kalır. Çocukları, kardeşleri gelir gelini öpüp helalleşirler. Ellerini de bağlarlar kefenlerler. Ayak baş parmakları birbirine bağlanır. Cenaze namazı kılınır.

Hısım akraba omuzlarında götürürler. Çocukları veya babası mezara indirir. Kocası nikahı düştüğü için indirmez. Mezarın başına zeytin, kavak, çiçek dikilirmiş. Ölü sahiplerinin üzerine biraz ölü toprağı atılır acısı azaldın diye. Mezardan gelene kadar yemekler hazırlanır. Dualar okunur. Gelenler çay şeker, yemeklik malzemeler, yemekler getirirler. (Yardımlaşma örneği)

3 gün cenaze evinde ocak yanmaz, yemek pişirilmez. 3. gün öğlene kadar helva yaparlar. Helvalar yemekler dağıtılır. Kuranlar okunur. Yemekler yapılır. 7 yemeği 40, 52 yemekleri yapılır. 52’sinde lokum dökülür. Etin kemikten ayrıldığı zamanmış. Burnun direği sızlarmış lokum döküldüğü zaman sızı hafiflermiş.

Anlatılan bir rivayete göre meftanın baş kısmına tahta konurmuş, kişi öldüğünde mezarlıkta bekleşirlermiş. Kim öldü diye düşünürlermiş.mefta Kafasını kaldırdığında tak diye bir ses duyulurmuş,kafasını vurduğunda kendisinin öldüğünü anlarmış. İmamında bu sesi duyduğuna inanılırmış. (Tabi kalbi temiz, emeli temiz imam bu sesi duyarmış).

ÖLÜM İYİLİĞİ

Ölümü yaklaşan kişi için dünyalığını topluyor, dünyalığını düşünüyor, bir ayağı çukurda, vadesi yaklaşmış denirmiş. Ölen kişinin hep sonrasında anlatılır. Öleceğini anlamıştı helallik istemişti veya belirtiler göstermişti denir.

Ölü yakınları yas tutarlar, ağlarlar. Radyo.TV. açılmaz Saçlar taranmaz tıraş olunmaz. Kıyafetler değiştirilmez. Banyo yapılmaz. Ölüm olayı bayramda olmuşsa buna yaslı bayram denir. Bu dönemde gelen misafirlere sadece acı kahve içirilir.

Ölü yakınlarını acısı hafiflemesi için, acısı soğuması için sıcak sac devrilir onun üzerinde acısı hafiflesin diye banyo yaptırılır. Ölünün arkasından ağıtlar yakılırmış, sırf bu işi yapan kadınlar varmış. Onlar çağırılırmış.

Ölü ortaya alınır veya bir elbisesi ortaya alınıp ağıtlar yakılırmış. Ağıtlar genelde yakılan kişinin adıyla anılırmış. İskat denilen ölen kişinin günahları hafiflesin diye yakınları arasında para toplanır ve fakirlere dağıtılır.meftanın ayakkabıları yol kenarına bırkılır. (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

ADAK VE DİLEK İNANIŞLARI

Adak veya dilek için önemli ve kutsal kabul edilen türbe ve yatırlara gidilir. Buralara da çeşitli dileklerde bulunulur ve adaklar adanılır. Bunlara göre adaklar gelinip gerçekleştirilir. (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

KADER İNANIŞLARI

Bilindiği gibi kaderle ilgili inanış sadece yumurtalıkta değil Anadolu’nun her tarafında mevcut olan belirgin bir inanmadır. Bu inanma kaynağını dinden alır.

Alnına ne yazılırsa onu çekersin. Bu alın yazısı anne karnında yazılmıştır. Ne yazılmışsa o olur. (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

AYNA İNANIŞI

Gece aynaya bakılmaz. Bilhassa evlenecek olan kız ve oğlanlar gece aynaya bakmaması gerekir. Çünkü gece aynaya bakmak bahtını karartır.”

NAZARA KARŞI KURŞUN DÖKMEK

Nazardan korunmanın en meşhur yolu, üzerinde veya nazardan korunması istenen eşyada çörekotu taşımaktır.

Yetişkin bir insan veya bir çocuk hastalandığında nazar deyip değmediğini anlamak için kurşun dökerlermiş.

Bu işle uğraşan kadının kurşun eritmek için özel bir tavası olurdu. Bu tavada kurşun eritilir. Eritilen kurşun soğuk suya atılır. Soğuk suya atarken hasta olan kişinin kafasına bir tepsi konur. Bu tepsinin üstüne için soğuk su olan bir kap konur.

Eritilen kurşun işte bu soğuk suyun olduğu kaba atılır. “Caz” diye bir ses çıkar. Kadın: “aboo”, “Sübhanallah” falan der. Sonrada nazar varsa “erkekli dişili” der. Yani nazarın çok fazla olduğunu söyler.

Bu kaptaki suyun bir kısmı hastaya içirilir. Evin belirli yerlerine serpilir. Su daha sonra ayağı deymedik bir yere dökülür. Katılaşan kurşun üzerinden yorumlar yapılır. Kurşun kapının üzerine asılır. (K.Ş. Ganime YILMAZ, 80)

HAYVAN İNANIŞLARI

Baykuşun uğursuzluğuna inanılır. Kara kedi uğursuzdur. Balıkla anlatılan çeşitli inanışlar mevcuttur. Anlatılan rivayete göre Hz. Nuh’un gemisi fareler tarafından delinmiş. Bu nedenle fareler pek hayırla anılmaz. Balıklar bu deliği kapatmışlar. Bu nedenle insanlar seni kanın akmadan yiyebilsinler denmiş. Kanı akmadan yenilebilen tek hayvandır. (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

GECE SAKIZ ÇİĞNENMEZ İNANIŞI

Özellikle gece sakız çiğneyen çocuklar büyükler tarafından uyarılır. Eğer o günde veya yakın bir zamandan birisi ölmüşse onun ismi söylenerek “…. Etini mi çiğniyorsun” denir. Yani gece sakız çiğnemek ölü eti çiğnemek gibidir. (K.Ş. Şerife SARAÇ, 55)

AŞURE AYI İNANIŞLARI

Hz. Nuh’un gemisinde kalan bütün yiyeceklerden atılarak yemek yapıldığına aşurenin de buradan geldiğine inanılır. Gemi de her şeyden biraz kalmıştır. Bu nedenle hepsini atarlar. Bu aya Muharrem ayı da denir. (K.Ş. Celal DOĞAN, 51)

HASTA İNANIŞLARI

Mezarlıkta bir meşe ağacı varmış. Hasta, aydaş hastalığı, gelişemeyen çocuklar bu ağacın gövdesinden 7 defa geçirilirmiş.

Gelişemeyen zayıf çocuklara yürüyemeyen konuşamayan çocuklara 4 yolun ortasına kazan koyarlarmış. Altına da kepli ağaç, meşe odunu koyarlarmış.

Atı hastalananlar atlarını belirli mezarların etrafında 7 defa dolandırırlarmış. Hamile kadın 9 ayda doğum geç olursa doğum kolaylaşsın diye devenin altından geçirirlermiş. (K.Ş. Osman Şose, 50)

YATIRLAR

Dedeler bulunurmuş. Çoban Dede, Uzun Dede, Demir Dede, Dur Hasan Dede, Cabbar Dede.Temirtaş dede. bunlar ziyaret edilirmiş. Bunların 7 kardeş olduğuna inanırlarmış.

Çoban Dedeyle, Cabbar Dede kardeşlermiş, Cabbar dede ayakkabıcıymış. Çoban Dede çobanlık yapıyormuş. Mendilinde sütü Cabbar Dedeye getirmiş. Cabbar Dede de kadının birinin ayakkabısını yapıyormuş. Çoban Dede kadının topuğunu görünce kalbi bozulmuş. Süt şar şar akmaya başlamış. Cabbar Dede de dağ başında kim olsa erer önemli olan insanlar içinde ermek demiş. Süt durmuş.

Daha sonra bu dedelere bağlanan çeşitli hikayeler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de ağanın biri hacca gitmiş. Yanında bir tutması varmış. Ağa hacıya gitmiş. Ağanın karısı da bir gün yemek pişirmiş. Ağan burada olsaydı sıcak sıcak yerdi demiş. Tutma ben götürürüm demiş. Sonuç olarak ağanın yanına varmış. Yemeğin dumanı üzerindeymiş. Ağa Hacıdan gelmiş. İnsanlar elini öpmeye gelmişler. Ağada tutmayı göstererek esas mübarek insan o demiş. Tutma kaybolmuş. Bu hikaye dedelere bağlanmaktadır. (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

YAĞMUR YAĞSIN DİYE”BODÜ BODÜ” İNANIŞLARI

Ziyaretlere gidilirmiş. Namazlar kılınır adaklar adanır, kurbanlar kesilirmiş. Keçiler susuz bırakılarak dağda meletilirmiş. Bodü bodüler oynanırmış.

Bodü bodüler; çatal çıbığın üzerine eski bir kıyafet giydirilir. Başına bir şapka takılır, ceketler ters giydirilir. Buna günahsız, daha günahı olmayan küçük çocuklar yapar. Ceketler ters giyilirmiş. Kapı kapı çocuklar şu tekerlemeyi söyleyerek dolaşırlarmış. İnsanlarda onların üzerine su, bulgur, buğday vb. atarlarmış.

Bodü Bodü neden oldu

Bir kaşık sudan oldu

Buğday verenin oğlu olsun

Arpa verenin kızı olsun

Hot badi badi

Anan baban neden öldü

Bir kaşıcık sudan öldü

Tarlalar yarık yarık

Çiftçilerin beli bükük

Yerden bereket gökten yağmur

Ver Allah’ım ver

Sicim gibi sulu sulu yağmur ver

Yağmur yağmazsa kelleye dua yazıp iple bağlayıp dereye ıslıyorlarmış. Saf olan duası kabul olacak birisi götürülür. Ortalık yağmura doymasıyla birlikte kelle geri çekilir. Yoksa ortalığın selin götürebileceğine inanılır. Sel getirmeyin üzerimize derlermiş. İrinen zakkum ağacına bağlarlarmış (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

TABİAT OLAYLARINA İNANIŞLAR

Yerin altında bir sarı kız varmış. Bu sarı kızın ayağı altında sabun varmış. Sabun ayağının altından kaydığı zaman sarıkız sallanır. Dünyada sallanırmış. Dünya öküzün boynuzunun arasındaymış, sallandıkça veya kuyruğundaymış. Öküz sallandıkça deprem olurmuş. (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

İLĞİNÇ İNANIŞLAR

Halk arasında tırnak kesmenin zamanı ve yeri vardır. Gece tırnak kesmek pek hoş karşılanmaz. Her yerde ulu orta tırnak kesilmez. Elinin titrek olacağına inanılır. (K.Ş. Abdullah TURUNÇ, 27)

İLĞİNÇ İNANIŞLAR

Harnıp ağacı (Keçi boynuzu) uğursuz olduğu söylenirmiş. Çeşitli ağaçlar uğurlu, çeşitli ağaçlar uğursuzdur. Bunların biri faydalıdır. Diğeri zararlıdır. Örneğin keçi boynuzu zararlı uğursuz, çörekotu faydalı nazardan korur. Ayrıca insanlar evlendiği zaman gelin kapıya dut yaprağı asma yaprağı yapıştırır. Ayrıca mezarlarda ulu meşeler vardır. Tedavi edicidir. Gövdesinden geçen çocuklar iyileşirler. (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

İLĞİNÇ İNANIŞLAR

İnsanlar için zaman kavramı çok önemlidir. İnsanoğlu zamana da çeşitli inanmalar yüklemiştir. Perşembeye deri denirmiş. o gün iş yapılmaz, çamaşır yıkanmaz. Uğursuz olduğuna inanılır iş tutulmaz. (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

ŞİFA VERDİĞİNE İNANILAN NESNELER(HALK HEKİMLİĞİ)

Bilindiği gibi halk hekimliği İslamiyet öncesi dönemlere uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. Altay Türklerin sihirbazlık hekimlik gibi vasıfları da vardı. Bu geleneğin özünü kaybetmeden ancak değişikliğe uğrayan özellikleriyle yakın zamanımıza kadar devam ettiğini söyleyebiliriz.

Birçok eski dönemlerden kalan uygulamaların İslami motiflerle tekrardan şekillenerek devam ettiğini görebiliriz.

Genelde halk hekimli karşımıza ocaklık geleneği şeklinde elvermeyle çıkmaktadır. Bir aileye bu gelenek veriliyor. Bu ailenin soyuyla birlikte bir sonraki nesle el vererek yüzyıllarca sürmektedir. Duası veya uygulamaları tedavi edici kişilere ocak denir.

Eskiden tıp bu kadar gelişmiş değildi veya insanlara bu kadar imkân bulunamayabiliyordu. Halkta çözümü yine kendi bünyesinde buluyordu. Kendi yaralarını kendi sarıyor. Kendi çözümlerini üretiyor.

– Taban çiçeği, deve çökerten, pıtıraklı otlar kaynatılıp içilirmiş. Kalbe iyi gelirmiş. Kalp damarlarını açarmış

– Murt Çalısı: Kaynatıp içtiğin zaman şekeri düşürüyor.

– Çakır Dikeni: Sıtma hastalığına iyi geliyormuş.

– Vezir yaprağı: Yaranın üzerine veya yanığa iyi gelir.

Bedir ağacı: Yaprağı haşlanıp hamur haline getirilip yaranın üzerine vurulurmuş.

– Sınıkçılar (Kırıkçılar): varmış. Kocakarılar kamış, hamur, davar kılıyla tedavi ederlermiş.

– Yılan Kabuğu: Hayvana insana yedirdiğin zaman sinirleri döküyormuş.

Ayrıca denize de ocale denirmiş. Girildiği zaman yaralara iyi gelir. Ayrıca kumu da sızılara felçleri tedavi edicidir. Deniz suyu çok faydalıdır. Pişiklere iyi gelir. Sinüsütleri temizler. (K.Ş. Osman ŞOSE, 50) (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

Avatar fotoğrafı

Yumurtalik Haber

ABDUL HALİM ÖZTOPRAK (BİYOĞRAFİSİ) 1959 yılında Adana’nın Yumurtalık ilçesinde dünyaya gelen Abdul Halim Öztoprak, Yumurtalık Lisesinden mezun oldu. Uzun yıllardır yerel basın ve Ulusal basın, medya dünyasında aktif olarak görev yapan Öztoprak, gazetecilik mesleğine gönül vermiş, bölgesel ve ulusal mecralarda çeşitli yayınlara katkı sunmuştur. “Çukurovalılar Lobisi” dergisinin Yumurtalık temsilciliğini yapan ve burada makaleler kaleme alan Öztoprak, Posta ve Tan gazetelerinde de yazılar yazmıştır. Adana ve Ceyhan’da birçok yerel gazetede köşe yazarlığı yapmış, Mersin’de yayımlanan Çukurova yöresine yayın yapan Bölgesel Ekspres Gazetesi’nde haber muhabirliği görevinde bulunmuş. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun Adana, Mersin, Kadirli, Ankara ve İstanbul gibi çeşitli illerde düzenlediği gazetecilik ve fotoğrafçılık mesleği çalıştaylarına katılmış; TRT tarafından verilen televizyon haberciliği eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. Ceyhan CRT TV’de haber müdürlüğü ve açık oturum programları yapımcılığı görevlerini üstlenmiş, TEMA Vakfı Ceyhan İlçe Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Gazeteci Şahin Özer ile birlikte “İpek Yolu Yerel Haber Gazetesi”ni, çıkarmış ve sonrasında Yumurtalık yerel ve mülki idarecilerin teşvikiyle de “Yumurtalık Haber Postası Gazetesi”ni hayata geçirmiştir. Yumurtalık’ta 9 yıl süreyle TEMA Vakfı temsilciliği yaparak, erozyonla mücadele seminerleri düzenlemiş, okullarla birlikte ağaç dikim etkinliklerine öncülük etmiştir. İlçe genelinde yaklaşık yüz binin üzerinde Fıstık çamı,keçi boynuzu,kral ağacı,Palmiye,zeytin ve okalüptüs fidanını toprakla buluşturmuştur. Tema Vakfı olarak ilçe Kaymakamlığı ve belediye Başkanlığı ile birlikte endemik bitki kum zambaklarının üremesi için korumaya alınmaları konusunda büyük çaba harcamıştır. İlçede çeşitli STK, vakıf, kooperatif ve derneklerde görev almış; 3 yıl boyunca düzenlenen “Kültür ve Turizm Festivali” organizasyonlarında da etkin rol oynamıştır. Kültürel mirasa da büyük katkılar sağlayan Öztoprak, “Toroslardan Yumurtalık’a Şiir Esintileri” programı ile Çukurovalı âşıkları ve şairleri Yumurtalıkta bir araya getirmiştir. Anadolu Ajansı, TRT ve İhlas Haber Ajansı gibi kuruluşların ilçe muhabirliğini yapan Abdul Halim Öztoprak; binlerce yazılı ve görsel habere imza atmıştır. Yumurtalık’ta bulunan Okenaios, Poseidon, Hippocampus ve Eros mozaiklerinin gün yüzüne çıkarılması ve kamuoyuna tanıtılması konusunda öncülük etmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığının,Bölgemizdeki üniversiteler ile “Çukurovanın Tarihi” konulu konferanslara katılmış ve Yumurtalık, Karataş ilçelerinde Turizmin geliştirilmesi ile ilğili Kültür ve Turizm Bakanlığının çalıştaylarında görev almıştır. Ayrıca bir dönem Ceyhan Aktif Gazeteciler Derneğinin ikinci başkanlığını da yapmış olan ve gazeteciliği bir kamu hizmeti olarak gören Abdul Halim Öztoprak, Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti’nin Adana Yumurtalık İlçe Başkanı olarak görevine devam etmektedir.

İlgili Gündem HaberleriTümü

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir