ESKİŞEHİR
Eskişehir’le tanışmam, askerlik görevimde Hava Hastanesine kulak ameliyatı olmak için geldiğimde olmuştu. Bu güzel şehri, hastanede yattığım zamanlarda hafta sonları çıkıyor, hemen yanındaki stadyumda maçları izliyordum. Daha sonra bu stat yıkılarak yerine Millet Bahçesi yapılmıştı. Sol tarafa gidince; çınar ağaçları arasından çamur gibi akan, pis kokulu Porsuk Çayı akmaktaydı. Yediler denen yere gidiyordum; trafiğe kapalı bir alan, insan kaynamakta, esnaflar doluydu, “ne ararsan bulursun” havasındaydı.
İkinci gelişim soğuk bir kış günüydü. Açıköğretim diplomamı almaya gelmiştim. Daire şeklinde bir otogar vardı hafızamda. Elleri bıçak gibi kesen bir soğukla karşılaşmıştım; 3 katlı, kiremit çatılı evlerin bacalarından simsiyah bir duman çıkmakta, hava kirliliği had safhadaydı. İnsan “Burada yaşanmaz,” diyordu. O kirlilik, kömür tozları insanların ciğerlerini bitirirdi. Anadolu Üniversitesi yokuşunu tırmanarak diplomayı aldım.
O üniversitenin rektörü Yılmaz Büyükerşen belediye başkanı olmuş, bu şehre sihirli bir el değmişti. Oğlumun Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmasıyla Eskişehir’le bir daha tanıştım. Şehrin her sokağına tramvaylar gitmekte; öğrenciler yarı fiyatına, 65 yaş üstündekiler serbest (ücretsiz), diğerleri tam ücretle istediğiniz her yere tramvayla gitmektesiniz. Eskişehir’de araba kullanmanıza gerek yok.
Eskiden suyu olmayan şehirde şimdi her sabah Kalabak su satıcısının güzel melodisiyle uyanıyorsunuz. O çamurlu Porsuk temizlenmiş, etrafı betonla kaplanmış, çınar ağaçları budanarak güzel bir görünüme kavuşmuş, tertemiz bir su akması sağlanmış. İçinde gondolların aşıkları ve aileleri ücretle gezdirdiği, büyük teknelerin insanları gezdirdiği bir yer olmuş. Yılmaz Hoca ilk gondolları koyduğunda Venedikli gondolcularla bir yarış tertiplemiş. Venedikli yarışçılar yerlerini aldıklarında Yılmaz Hoca bizim gondollara ayakla kumanda edilen küçük motor koymuş, rölantide gitmesini sağlamış, yarış başladığında bizim gondollar kazanmıştı. Gondolcu kendisini yormadan sadece ayakta durarak gondolu idare edebilmekteydi.
Regülatör Park’ta mangal yapılacak ocaklar yapılmış; yağmur yağsa dahi kapalı alanda mangalınızı yakarak piknik yapılmakta. Koca bir alan tıklım tıklım dolu, sadece yapılacak şey mangal sonu çöpünü alıp etrafı temizleyip terk etmek. Hemen yanında Botanik Bahçe; içinde her türlü çiçek ve meyve ağacının yanından Porsuk Çayı akarken görmek mümkün. Evlenecek veya nişanlanacak olanların resim çektirdiği, anılarına bir kare eklediği bir yer. Park içindeki kocaman bir düğün salonu müşterilerini karşılamakta. Hava kirliliği tamamen kalkmış, eskiden kömür sobası satanlar kalmamış, yerine her evde doğal gaz kullanılmakta.
Adalar’da çınar altında, banklarda oturarak birbirlerine gondol içinde evlilik teklifi yapanları seyretmek çok güzel. Eskişehir’in değişmeyen tek şeyi soğuğu, Yılmaz Hoca ona çare bulamamış. Doktorlar Caddesi’nde kalabalık bir insan seli tramvaylar arasında gezmekte. Gençler arka sokaktaki Barlar Sokağı’nda içkilerini yudumlamaktalar. Tramvaylar seni nereye gitmek istediğinde götürmekte, bu çok güzel bir şeydi. Otogara mı gideceksin, Osmangazi Üniversitesi’ne mi gideceksin; her 15 dakikada bir gelen tramvaya biniyorsun. Tramvay içi öğrencilerden oluşmakta, sokak sanatçılarından güzel müzik dinliyorsunuz, sonrada gönlünüzden ne koparsa öğrencilere veriyorsunuz.
Biraz yürüyerek eskiden Yediler, şimdi Hamamyolu denen yere geliyorsunuz. Ağaçlar arasında, iki taraflı oturaklarda oturarak dinleniyor; gezenleri ve esnafları seyretziyorsunuz. Yok yok, her aradığın Hamamyolu’nda var. Biraz çıkınca tarihi Odunpazarı evleri; daha önce geldiklerimde buraları görmemiştim. Rengarenk tarihi evler insanları büyülüyor. İçinde lüle taşından yapılmış sanat eserleri sergilenmekte. Tarihi matbaa kalıpları, eski kolla çevrilen dikiş makineleri… Her ev ayrı bir tarihi canlandırmakta, gez gez bitmiyor. Tarihi Devrim otomobilini görüyorum. hemen alt kısımda Yılmaz Hoca’nın kendi yaptığı Balmumu Heykeli Müzesi var; içeriye bilet alınıp girildiğinde tüm sanatçıları ve siyasetçileri canlı gibi yanınızda görüyorsunuz. Yılmaz Hoca bunları sergileyip belediyeye iyi bir gelir elde etmekte, buraya gitmek için uzun kuyruklar oluşmakta. Hemen yanında modern müzede ağaçlar sanata dönüşmüş.
Biraz yukarıya çıkıldığında Şelale Park’ta sizi Don Kişot’un ve yel değirmeninin heykeli karşılamakta. Şelale Park’ın içinde şelale akarken çiğ böreklerinizi kafede yiyorsunuz, tüm Eskişehir’e tepeden bakarak seyrediyorsunuz. Daha sonra Sazova’ya gidiyorsunuz. Kocaman bir alanda, Türkiye’nin her yerinden tarihi eserleri bir araya getirerek Masal Şatosu inşa etmiş; gelen turistler çocuklarına bilet alarak içeriye girip güzel masalları dinleyip eğleniyorlar. Yılmaz Hoca Nuh’un Gemisi’ni unutmamış; geminin aynısını inşa ettirip koymuş, insanlar bilet alıp Nuh’un Gemisi’ni geziyorlar. Sazova bitmek bilmiyor; Porsuk’tan gelen suyla koca bir göl içinde kazlar gezmekte, onları banklarda oturarak seyretmek çok güzel.
Parktan çıkınca hemen Hayvanat Bahçesi’ne giriyorsunuz; Eti Sualtı Dünyası’nda balıkları yanınızda hissediyorsunuz. Hemen çıkınca Cengiz Topel’in Kıbrıs’taki uçağı sizi karşılıyor. Hayvanat bahçesine girdiğinizde belgesellerde gördüğünüz yılan türlerini ve tüm hayvanları görüyorsunuz. Eskişehir’e sihirli bir el değmiş, teşekkürler hocam. Burada bulunduğum her an dolu dolu geçmekte. Kanlıavak’a gittiğimizde…