PSİKOLOJ̌IK TERÖR
Birazdan okuyacağınız terör siyasal bir terör değildir. Beş yıl boyunca bana uygulanan yıldırmaya, korkutmaya dayalı bir eylemdir. Bir grup insan tarafından bana uygulanan manevi şiddeti sizlerle paylaşacağım.
Beni acıtan yaşanmışlıklarımı, unutmak her zaman tercihim olmuştur. Onlar beni acıtır. Duygusal yüreğimde bıraktıkları derin yaraları tekrar kanatmak beni çok yorar. Bu nedenle unutmak ilacımdır benim. Ruhumda derin yarıklar bırakan o beş yılımı unutmak istiyorum. Psikolojik terör dolu beş yılımı sizlerle paylaşıp unutacağım. Ya da unutmaya çalışacağım. Fırtınasız, dingin yaşamıma tekrar döneceğim.
Yaşadıklarımı paylaşarak profesyonel yaşamın içinde savaş veren gençlere model olmak istiyorum. İş hayatlarında karşılaşabilecekleri acımasızlıklarda da
“Yalnız değilsiniz. “duygusunu yaşatmaya çalışacağım. Umarım başarırım.
Yıllarca eşimin görevi gereği doğu ve güneydoğuda yaşamak zorunda kaldım. Özellikle küçük ilçelerin doğal insanlarının arasında iş hayatım oldukça keyifli geçti. Çalıştığım okullarda öğretmen ve yönetici arkadaşlarımla iletişimim oldukça sıcak ve kaliteliydi. Mesleğimi severek yaparken özellikle sorunlu öğrencilerimle aramda farklı bir bağ oluşurdu. Onların anne kucağıydım. Velilerimin bana yaklaşımı beni daha fazla özveriyle çalışmaya iterdi. Ne güzel ve anlamlı günlerdi o günler. İlçelerden ayrılırken yüreğim buruk buruk olur, sanki yas havasını yaşardım. Eski öğrenci ve velilerimin çoğuyla iletişimim devam ediyor. Özellikle öğretmenler gününde telefonum hiç susmaz. Değer duygusunu fazlasıyla yaşarım.
Devlet okullarında yirmi yıllık çalışma hayatımı emeklilikle noktalayarak eşimin atandığı bir büyükşehire taşındık. Kızımız o şehirdeki üniversiteyi tercih etti. Büyük bir şehirde, farklı bir yaşam bekliyordu bizi. . Alışık olmadığımız bir yaşam. Emekli ikramiyem ile küçük bir ev aldık. Eşim, yeni iş yerine kolay uyum sağladı. Oldukça mutluydu. Çok yoğun çalışıyordu.
Yeni hayatıma uyum sağlayamıyordum. Evde çok sıkılıyordum. Rüyalarımda öğrencilerimi görüyor, zil seslerini duyarak uyanıyordum. Okul ve öğrenci özlemi beni çok mutsuz etmeye başladı. Sürekli temizlikle uğraşıyor, saçımı bile taramıyordum. Eşim, mutsuzluğumu fark etti. ” Hobiler edin. Böyle olmaz. Hasta olursun..” diye sürekli uyarıyordu beni.
Birkaç gün sonra öğle vakti eşim aradı.” Seher, bizim dairede bir arkadaşın kardeşi özel bir okulun kurucularından biriymiş. Onun referansıyla istersen o okula başvur. Arkadaşım, kardeşini aradı. Öğleden sonra okuldaymış. Görüşmek istersen seni bekliyor canım.” dedi. Telefon beni heyecanlandırdı. Özel okul daha mantıklı olur diye düşündüm. Öğleden sonra giyinerek arabama binip navigasyonu kullanarak yola çıktım. Okulun kapısına ulaştığımda okul beni adeta sarmaladı. Oldukça bakımlı bir binaydı. Kapıdaki güvenlik beni kurucunun odasına götürdü. Kapıyı çaldım. Kurucu, orta boylu, tıknaz, orta yaşlı bir beydi. Kahverengi spor bir ceket ve krem rengi bir pantolon giymişti. Oldukça bakımlı görünüyordu. Beni çok sıcak karşıladı. Özgeçmişimi sordu. Öğretmenliğim boyunca aldığım ödüller ilgisini çekti. Bitirdiğim üniversite ile ilgili övgü dolu sözler söyledi. Okulun benim gibi bir öğretmene gereksinimi olduğunu belirterek hemen başlayabileceğimi belitti. Ayrıntılar için okul müdürü ile görüşmemi istedi. Teşekkür ederek yanından ayrıldım. Görüşmem çok olumlu geçmişti. Yeniden öğrencilerime kavuşacaktım. Eve huzurla gittim. Akşam eşimle, Alper Beyle görüşmemizin detaylarını konuşarak ertesi gün okul müdürü ile görüşmeye karar verdim. Heyecandan o gece uyuyamadım. Sabah dokuz gibi okulu arayarak okul müdüründen randevu aldım. Öğleden sonra saat 14.00 de uygundu. Kuaföre gidip saçımı fönlettim. Saat yaklaşınca arabamla okulun yolunu tuttum. Görevli, okul müdürünün odasına yönlendirdi beni. Kapıda ” Kürşat Kara Okul Müdürü” yazısına gözüm ilişti. Modern bir isim diye düşündüm.
İçeri girdiğimde yanıldığımı hissettim. Karşımda duran bey uzun boylu, esmer, beyaz saçlı, kaba yüz hatlarına sahip biriydi. Oldukça da uyumsuz giyinmişti. Elini bile uzatmadan oturmamı istedi. Konuşurken yüzüme bakmamaya özen gösteriyordu. Mesafeli ve soğuk bir ses tonuyla konuşmaya başladı.. “Kurucumuz Alper Bey sizinle ilgili bilgi verdi. Ücret konusu ile ilgili beklentiniz nedir?” diye sordu. Ben sakin bir şekilde “Arkadaşlarımın aldığı ücret bellidir. Aynı oranda değerlendirilmek isterim. Farklı bir talebim olamaz .”dedim. Yine soğuk bir ses tonuyla konuşmasını sürdürdü. “Sizden istenen evrakları hazırlayın. Alper Bey size çok güveniyor. İnşallah yanılmaz. Kurallarımıza uymayan öğretmeni burada tutmayız.” dedi. Konuşma şekli beni üzdü ama yine de olumsuz düşünmemeye çalıştım. Bir hafta sonra yeni okulumda Fen ve Teknoloji Öğretmeni olarak göreve başladım.
Okulda ilk günüm sıradan geçti. Kürşat Bey beni yine aynı tepeden bakan, soğuk ve kaba üslubuyla zümre arkadaşlarımla tanıştırdı. İki erkek ve bir bayan arkadaşımla birlikte yürütecektik ilk ve orta öğretimdeki Fen ve Teknoloji derslerini. Özellikle erkek arkadaşlarım bana sıcak ve sevecen davrandılar. Akın ve Selim bana göre oldukça gençti. Devlete atanamadıkları için özel okullarda görev alıyorlardı. Donanımlı, saygılı, pırıl pırıl iki gence sevgi duydum. Onlarda kızımın biraz ilerlemiş yaşını gördüm. Onların yaşında öğrencilerim vardı. Şefkat ve koruma duygum ön plana çıktı. Diğer bayan öğretmen benim yaşlarımdaydı. Aşırı rahat tavırları vardı. Adını söylerken bile attığı gereksiz kahkaha bana itici geldi. Esin Hanım, kısa eteği yakası oldukça açık ışıltılı kazağı ve aşırı makyajıyla oldukça frapan bir hanımdı. Benim doğal halimin tam zıt karakteriydi. Zıtlıklar birbirini tamamlar diye geçirdim usumdan. Olumlu düşünecektim. Yeni bir başlangıçtı burası benim için.
Yoğun bir çalışma temposunun içine girdim. Öğrencilerimi çok seviyordum. Dersimi sevdirmek için uygulamalı öğretime ağırlık veriyordum. Birkaç ay sonra çalışmamın ödülünü almaya başladım. Veli toplantılarında velilerim benimle özellikle tanışmaya geliyor ve teşekkür ediyorlardı. Öğretmenler odasına çok seyrek gidiyordum. Okulun fen laboratuvarının olduğu sınıf benim çalışma odamdı.
Öğle yemeklerine gittiğimde okul müdürü ile karşılaşıyordum. Selam verdiğimde bana tepkisiz kalıyordu. Nedenini algılayamıyordum.
Bir süre sonra öğretmenler toplantısı yapıldı. Kürşat Bey, toplantıda diğer zümre arkadaşlarıma övgüler yağdırıyor, teşekkür ediyor, beni yok sayıyordu. O grupta yok sayılmak içimde fırtınalar kopardı. Susmayı tercih ettim. Bir psikolojik terör kurbanı olduğumun farkında değildim. Yine de ışığımın söndürülmesine izin vermeyecektim. Öğrencilerimin sevgisi bana yetecekti.
Zümre toplantılarında Esin Hanımın tavırları da beni rahatsız etmeye başladı. Verdiğim her öneriye karşı çıkıyordu. Alaycı bir tavır sergiliyordu. Önerilerimi zümre tutanağına yazılı olarak yazmaya başladım.
Bir gün okul görevlisi yanıma gelerek Alper Beyin benimle görüşmek istediğini söyledi. Heyecanlanarak Alper Beyin odasına gittim. Alper Bey yine aynı kibar üslubu ile karşıladı beni.
“Seher Hanım, çalışmalarınızı birkaç aydır izliyorum. Kurumumuz adına çok yararlı çalışmalar yapıyorsunuz. Zümre toplantı tutanağına yazdığınız önerilerinizi olumlu buluyorum. Bunları uygulamaya geçirirseniz sevinirim. Size destek vermeye hazırız. Size teşekkür etmek istedim.” dedi. Çok mutlu bir şekilde çıktım odadan. Işığımı söndürmeyecektim. Yoluma devam edecektim. Engellemelere rağmen.
Hafta başı bayrak töreninde Kürşat Bey ile karşılaştım. “Günaydın Müdür Bey.” diyerek selam verdim. Kürşat Bey, hiç cevap vermedi. Beni yok sayıyordu. Birazdan yanına gelen Esin Hanım ile samimi bir şekilde konuşmaya başladı. Nefes alamamaya başladım. O an bir kurban olduğumu anladım. Yok sayılan ben öğretmenler odasına yönelirken Kürşat Beyin, Esin Hanıma “Buyrun bir kahve içelim.” dediğini işittim. Öğretmenler odasında sandalyeye oturdum. Elimle başımı tuttum. Başım hızla dönmeye başladı. Yolunu kaybeden bir insanın umarsızlığı içindeydim. Fırtınaların, tayfunların içinden geçiyor gibiydim. Uğultu seslerinin arasına Esin Hanımın kahkahaları karışıyordu. Yanıma gelen görevli “Rahatsız mısınız hoca hanım .,yapacağım bir şey var mı? Size çay getirdim.” dedi. Çayı aldım. Gözyaşlarımı akıtmamaya direnerek çayı ağır ağır yudumladım. Bir süre sonra derslerime girerek günü tamamladım. Bir savaşın içine girmiştim. Bu savaşı aileme yansıtmadan yaşamaya karar verdim.
Ertesi gün Akın ve Selim yanıma gelerek selam verdiler. Esin Hanım özellikle benden uzak duruyordu. Yakın arkadaşları da benimle iletişime geçmiyordu. Uzaktan bana bakarak fısıldaşıyor ve gülüyorlardı. Görmezden gelmeye çalışıyordum. Bir eğitim kurumunda bunların yaşanması çok üzücüydü. Kalabalık bir okul topluluğunda bunların olabileceğini düşündüm. Kürşat Beye hoş görünmeye çalışan bir grup çalışan kolayı seçiyordu.
Bir süre sonra görevli yanımıza gelerek Akın ve Selim ‘i Kürşat Beyin çağırdığını söyledi. İlk dersim boştu. Öğretmenler odasına geçtim. Odanın karşısında bulunan Müdür odasına üç zümre arkadaşımın geçtiğini gördüm. Ben çağrılmamıştım. Bir saate yakın görüşme sonrası arkadaşlarım odadan çıktı. Esin Hanım bana ” Sen güçsüzsün, acizsin” mesajını verircesine baktı “. Bu bakışı benim kabul etmem mümkün değildi. Kendiyle barışık, özgüveni olan ben kendimi tanıyordum. Akıllı davranarak bu olumsuzluğu düzeltmeliydim. O gün sessiz kaldım. Daha fazla susmamın benden çok şey götüreceğini anlamıştım.
Ertesi gün törende beni yok sayan Kürşat Beyin yanına yaklaşarak görüşmek istediğimi söyledim. Yüzüme bakmadan “Tören sonrası gelin.” dedi.
On dakika sonra müdür odasının kapısını çalarak girdim. Kürşat Bey koltuğunda yayılarak oturuyordu. Duruşunu hiç bozmadı.” Buyrun, derdiniz nedir? Konuşun.” dedi, saygısız bir üslupla. Oturmak için izin isteyerek, sakin bir şekilde konuşmaya başladım.
” Müdür Bey, arkadaşlarımla zümre toplantısı yaparken beni çağırmadınız. Bunun nedenini öğrenebilir miyim lütfen.” dedim. Beni rahatsız eden diğer tavırlarını dile getirmedim. Alaycı bir tavırla konuşmaya başladı.
” Siz işlerinizi Alper Beyle hallediyorsunuz. Geçen gün odasına girip yarım saatten fazla kaldınız. Siz beni atlayıp kurucumuzla görüşemezsiniz. Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? ” dedi. İzin isteyerek konuşmaya başladım.
” Müdür Bey, görüşme isteği Alper Beyden geldi. Yapmak istediğim proje çalışmalarıma destek vereceğini belirti. Bu düşüncelerimi zümre toplantı tutanağından okumuş.” dedim. Yüzüne baktığımda hala bakışlarını benden kaçırdığını fark ettim. Açıklamamın çok etkili olmadığını o an anladım. Ne kadar kendimi ifade etmeye de kalksam o kendi doğrusuna inanıyordu. Yapabileceğim bir şey yoktu.
O yıl soğuk savaşlarla sürüp gitti. Neyse Akın ve Selim bana mesafeli de olsa saygılıydı. Yine de kriz anında Esin Hanımın yanında yer alıyorlardı. O yılı fen laboratuvarında proje hazırlıkları ile geçirdim. Ertesi yıl öğrencilerime projeler hazırlatacaktım. Öğrencilerim, velilerim hayatıma renk katıyorlardı. Kazancım kaybettiklerimden daha fazlaydı.
Yaz tatilinin ardından yeni bir öğretim yılı başladı. Okula başladığımda kendimi arkadaşlarımın arasında yabancı gibi hissettim. Kalabalık bir öğretmen grubu olduğu için gruplaşmalar vardı. Selim, okuldan ayrılmıştı. Devlete ataması yapılmıştı. Onun yerine gelen yine ataması yapılmayan bir genç kızdı. Esin Hanımın güdümüne girdiğini hemen sezdim. Bana oldukça mesafeli davranıyordu. Esin Hanım ve grubu da aynı duruş içindeydi. Başımda bir ağırlık hissettim. Bu yıl ders saatim ve nöbet sayım da artmıştı. Oldukça yoğun bir ders yılı bekliyordu beni. Öğrencilerime projeler hazırlatacaktım. İşime yönelirsem ortamdan etkilenmeyeceğimi düşündüm. Ama yanılmışım. Kürşat Bey iş yükümü iki katına çıkarmıştı. Bana karşı bezdirme stratejisi izliyordu. Yenilmeyecektim. Onun istediği buydu. Ben de onu yok saymaya başladım. Karşılaştığımda ben de selam vermiyordum. Böyle davranmak bana ters geliyordu ama zorunda kalıyordum. Projelere yoğunlaştım. Nisan ayının sonunda sergilenecekti.
Bir süre sonra görevli yine bana görev kâğıdı getirdi. Yolladığı resmi yazıda bundan böyle deneme sınavlarında fen ve teknoloji sorularını benim hazırlamam gerekiyordu. Bu oldukça sorumluluk isteyen bir görevdi. Hata yapmak gibi bir lüksüm yoktu. Okul, deneme sınavlarında zaman zaman dışardan da öğrenci alıyordu. Çok büyük bir sorumluluktu.
O günden sonra akşamları da evde çalışmaya başladım. Soruları özenle hazırlıyordum. Sınav sonuçları açıklandığında fen ve teknolojide başarının yükselmesi dikkat çekti. Okul töreninde Kürşat Bey beni yine yok sayarak diğer arkadaşlarıma teşekkür etti. Tören sonunda odasına girerek “Beni yok saymanız hiç hoş değil. Ben kendimi biliyorum Müdür Bey. Size kendimi kabul ettirmek için ne yapmalıyım söyleyin lütfen.” dedim. Bu kez ses tonum yükselerek çıkmıştı. Kürşat Bey, daha baskın çıkarak “Haddinizi bilin Seher Hanım. Karşınızda bir okul müdürü var. Çıkın odamdan.” dedi.
Odadan çıktığımda kalbim bedenimden fırlayacak gibi atıyordu. Nöbet yerime gittim. Ağlayıp aciz görünmek istemiyordum. Okulun hemşiresi yanıma yaklaştı.” Hoca hanım siz bir süredir dikkatimi çekiyorsunuz. Sizi iyi görmüyorum. Çok kızarmışsınız. Gözleriniz kan çanağı gibi. Gelin tansiyonunuzu ölçelim.” dedi. Hemşire odasına gidip tansiyonumu ölçtüğümde tansiyonumun on dokuza çıktığını gördük. Hemşire, hemen bir dilaltı ilacı vererek bir dâhiliye uzmanına gitmemi önerdi. Okul çıkışı dâhiliye uzmanına gittim. Takibe alındım. Artık tansiyon hastasıydım. Psikolojik terörün ilk büyük bedelini ödemiştim. Yenilmeyi kendime yediremiyordum. Aldığım sorumluluklar vardı. Ben ayrılırsam öğrencilerimin hazırladığı projeler yarım kalmış olacaktı. Kürşat Bey ve yandaşlarına bu savaşı kazandıramazdım. Az iletişime girerek umursamaz ve güçlü görünecektim.
Tepkisizliğim; Kürşat Beyi daha rahatsız ediyordu. Nisan ayında okul bahçesinde sunuma çıkan öğrenci projeleri çok ses getirdi. Okul kurucuları sunumların bir alışveriş merkezinde sergilenmesini istedi. Okul gerekli alt yapıyı hazırlayınca hafta sonu alışveriş merkezinde sunumlarımızı yaptık. Elli beş beyaz önlüklü küçük bilim adamlarım vakur ve özgüvenli bir edayla gelenlere sundular projelerini. Öğrencilerimin mutluluğu beni kendimden geçiriyordu. Mümkün olsa kanat takıp uçacaktım. O gün kendimi yaşamımın mimarı gibi hissettim. Cesur ve güçlü bir mimardım ben.
Projeyi görmeye gelen Kürşat Bey, Esin Hanım ve arkadaşları benimle iletişime geçmeden gezdiler alışveriş merkezini. Özellikle nano teknoloji, renkli pamuk ve evcil fareler ile ilgili projeler sosyal medyada çok ses getirdi. Bu başarı psikolojik terörist ekibini daha da kızdırdı.
Projelerin bittiği hafta görevli yine elinde kâğıtla geldi yanıma. Haftanın üç günü okul çıkışı etüde kalmam isteniyordu. Bu görev zümreden sadece bana verilmişti. Karşı çıkamazdım. Verilen görevi yerine getirmek zorundaydım. Yaz tatiline girdiğimde çetin bir savaştan çıkmış gibiydim. Eşim, istersem ayrılmam konusunda beni yönlendirdi. Beş yıllık sözleşme imzalamıştım. Ayrılmaya kalkarsam Kürşat Beyin çok problem çıkarabileceğini düşündüm. Ona karşı yenilmeyi de kendime yediremiyordum galiba. Düşüncelerimi eşimle paylaşmadan bir süre daha çalışmak istediğimi belirttim.
Üçüncü öğretim yılıma da başladım okulda. O güne dek maaşıma odaklanmamıştım. Bir sohbet sırasında zümre arkadaşlarımın hepsinden az maaş aldığımı fark ettim. Bu durum beni çok rahatsız etti.
Okul açıldıktan bir ay sonra Kürşat Beyin odasına girdim”. Maaşımdaki dengesizliğin beni rahatsız ettiğini, mantıklı bir gerekçe gösterirse kabulleneceğimi “söyledim. Yine sandalyesinde yüzünü çevirerek ” Böyle uygun gördük. Baştan kabul ettiniz. Yapacak bir şey yok.” dedi. Sakinliğimi koruyarak ” Dengesiz iş yükü ve dengesiz ödemeyi kabul edemeyeceğimi, düzeltme yapılmazsa çalışamayacağımı “söyledim. Ayrılmak istediğimi duyan Kürşat Bey bağırmaya başladı.
“Ayrıl bakayım. Ayrıl da senin evini sattırayım. Elimde sözleşmen var. Sırtını dayamışsın Alper Beye. Seni o kurtarsın. “dedi. Suskun kalarak dışarı çıktım. Karşımda içinde kin ve kötü duygular barındıran bir insan vardı. Onun silahları ben de yoktu. Güçsüz kişiliğini makamında kötüye kullanıyordu. Sağlıklı bir birey değildi. Sorunumu bu ilkel benlikli kişi ile çözümlemeye kalkarsam ağır bedel ödeyeceğimi hissettim. Sorunumu Alper Beye anlatıp onu taraf olmaya zorlayamazdım. Okulun diğer bir kurucusundan randevu alıp onunla görüşmeye gittim. Kurucu, beni çok içten karşıladı. Okul adına benden çok memnun olduğunu belirtince rahatlayarak konuşmaya başladım.
” Benim sorunumun maaşımın düşüklüğü değil, dengesizliği olduğunu belirttim. Kendimi değersiz hissettiğimi vurguladım.” Kurucu Bey, bir kahve yaptırarak benimle sohbete devam etti. Sohbet sırasında Kürşat Beyin olumsuz tavırlarından hiç söz etmedim. Kurucumuz, ilgileneceğini, bir hata varsa düzeltileceğini söyleyerek muhasebe müdürünü aradı. Teşekkür ederek odasından çıktım. Diğer ay maaşımda iyileştirme yapıldı. Bu savaşın galibi ben olmuştum. Kürşat Beye verilen en güzel yanıt sorunumun olumlu çözümlenmesiydi. Ardından Milli Eğitim Müdürlüğünün projelerle ilgili olarak bana verdiği ödül onu iyice kızdırdı.
Zaman içinde okulda arkadaş çevrem daha da arttı. Yeni gelen zümre arkadaşım da daha saygılı davranmaya başladı. Eşime okulda yaşadığım savaşı açıklamak zorunda kaldım. Üçüncü öğretim yılının sonuna yaklaşırken eşim, sorunumu Alper Beyin kardeşine açıklamış. Durumu Alper Beye iletmişler. Alper Bey eşimin yanına gelerek üzüntüsünü belirtmiş. Eşim konuşmalarını bana aktarınca Alper Beye
çok saygı duydum. Kürşat Beyi çok güzel analiz etmiş. Alper Bey,” Ben her şeyin farkındayım. Kürşat Bey ortaklarımızın birinin önerisiyle alındı. Hem eğitimci, hem de insan olarak çok eksikleri var. Yıldızımız hiç barışmadı. Alınırken ben onaylamadım. Bunu kendine yediremiyor. Benim onunla kişisel olarak bir sorunum olduğu için değil, kurumumuza yeterli olmayacağını gördüğüm için desteğim olmadı. Ne yazık ki okulda kurucu sayımız fazla olduğu için benim onay vermemem yeterli olmuyor. Diğer ortaklarımıza sürekli oynuyor. Olduğundan farklı görünüyor. Ben yetersizliğini ona hissettiriyorum. Seher Hanım benim önerimle geldiğı için onu kendine kurban olarak seçti. Yetersizliğini böyle kapatmaya çalışıyor. Böyle insanlar her dönem kendilerine bir kurban seçerler. Seçtikleri kurbanlar genelde donanımlı, kişilikli insanlardır. Çevrelerine de kendi kişiliklerine yakın insanları alırlar. Seher Hanım, benim referansımla gelmemiş bile olsa yine onu kurban olarak seçerdi diye düşünüyorum. Daha önce de birkaç değerli, çok donanımlı öğretmenimize de benzer şeyler yaptı. Onlar bir yılın sonunda ayrıldı. Kurumumuza çok zarar veriyor. Böyle hastalıklı bir insanın eğitimci olması çok acı. Yine de önceden haberim olsaydı engel olmaya çalışırdım. Onunla ve ortaklarımla bu konuyu görüşeceğim.”demiş
Bu görüşmeden sonra Kürşat Bey, daha temkinli davranıyordu. Soğuk savaşa, yok saymaya devam ediyordu ama benim güçlü bir savaşçı olduğumu anlamıştı. Ben de alışmıştım. Davranışları eskisi kadar acıtmıyordu beni. Onun bu savaşı kazanmasına izin vermeyecektim. Zamanım dolduğunda kendi isteğim ile ayrılacaktım. Öyle de yaptım.
Beş yılın sonunda acı tatlı pek çok deneyimlerle okuldan ayrıldım. Okulun adıma verdiği yemeğe eşimle davet edildim. Bir haziran akşamında yemek için elit bir lokanta tercih edilmişti. Karşımda Alper Bey ve iki kurucu eşleriyle oturuyordu. Beş yılda neler yaşamıştım. Oldukça duygusallaştım. Konuşma yapmam için adımın söylenmesiyle kendime geldim. Çok yorgundum. Psikolojik savaştan çıkmıştım alnımın akıyla. Yavaşça yerimden kalkıp sahneye yöneldim. Konuşmaya başladım.
“”Sevgili kurucularım ve sevgili arkadaşlarım.
Beş yıldır yaşadığım pek çok deneyimlerle ayrılıyorum aranızdan. Okulunuzda yıllarımı dolu dolu geçirdim. Öğrencilerim ve kurumumuz adına en iyisini yapmaya çalıştım. Kurum bana çok şeyler kattı. Ayrılırken hiç kimseye kötü duygular beslemiyorum. Yaşanmışlıkların belli nedenleri var. Kendilerini değerli gören insanlar, çevrelerine de değer verirler. Derin yaralarla ruhları donanan insanlar kötülük yapmaktan rahatsızlık duymazlar. Yaşadıklarımdan benim de aldığım dersler var. Özellikle öğrencilerimin bana kattıkları sevgi azımsanamayacak kadar büyük. En büyük ödülüm bu. Çalışma hayatıma son verirken özellikle eğitim kurumlarında yöneticilik yapacak kişilerin özenle seçilmesini diliyorum. Hepinize saygılarımı sunuyorum. “Konuşmam bitince Kürşat Beye istemsizce baktım. Yüzü kızgınlıkla doluydu. Belli ki bu kez kurban seçtiği kişi güçlü bir savaşçıydı. Cesur, direnen bir savaşçı.
O geceden sonra şehirden ayrılmak için hazırlıklara başladık. Eşim de emekli olmuştu. Kendimize doğayla uyumlu bir yaşamı seçmeyi uygun gördük. Küçük bir sahil kasabasına yerleşecektik. Bir velimden Kürşat Beyin okuldaki görevine son verildiğini duydum. Şunu çok iyi biliyordum ki Kürşat Beyler tükenmeyecekti bu ülkede. Önemli olan güçlü savaşçıların çoğalmasıydı.
RAMİZE ERZİN