HÖLLÜK
Eledim, eledim, höllük eledim
Aynalı beşikte canan bebek beledim
Büyüttüm, besledim, asker eyledim
Gitti de gelmedi canan buna ne çare
Büyüttüm, besledim, asker eyledim
Gitti de gelmedi canan buna ne çare
Bir güzel simadır aklımı alan
Âşkın ateşine canan sineme saran
Bizi kınamasın ehli dil olan
Yandı ciğerim canan buna ne çare
Bizi kınamasın ehli dil olan
Gitti de gelmedi canan buna ne çare
Gitti de gelmedi canan buna ne çare
Kaynak: LyricFind
Erzurum yöresine ait Yukarıdaki Ağıdın sözleri; Bir Annenin bin bir güçlükle büyütüp, beslediği bir tanesini askere gönderir. Fakat oğlu askerde şehit olur. Bu acıya, bu sonsuz ayrılığa annenin yüreği dayanamaz ve başlar ağıt yakmaya… İşte bu türkü; annenin içten gelen duygularının mısralara dökülmesi ile dilden dile söylenerek günümüze kadar gelmiş.
Höllük; Kırsal Mahalle ve Köylerde1970 Yıllarına kadar uygulanan bir gelenekti. Rahmetli Anacığım derdiki; Oğlum şu boş tenekeyle keseri al da Köyün dere yatağından kil toprak kazıda getir. Rutin her 3 veya 4 günde tekrarlanırdı. Kil Toprak önce dövülerek küçültülür ve bir elekten geçirildikten sonra bir tava içerisinde gazocağında ısıtılırdı. Amerikan bezi diğer bir adlarıyla Kapıt bezi, Pamuk bezine konur Beşikteki kardeşimize(belek) kundaklanırdı.
Kil Toprak Bebeğin altını sıcak tutar ve de sidiği de emdiği için bebekte pişik olmazdı. mis kokulu hazır çocuk bezleri, pişik krem ve yağları yoktu o zamanlar. Yine Anacığım hamilelik döneminde de Kil toprak içerisinden kahverengi olanları seçer kıtır kıtır yerdi. Bizler anamızın toprak yemesini yadırgardık ve de üzülürdük.
Özellikle yeni yetişen genç kızlar saçlarını kil toprak ezmesi ile yıkarlardı. Güzel görünsün diye. Teşt denilen leğenlerde banyo yaptırılırdık. Gazocağının gazı olmayınca yer ocaklarında bakır kaplarda yemek pişirilir ve külleri de hiç zayi edilmezdi. Onunla da bulaşık, kap, kacak yıkanırdı.
Radyo, Televizyonlar olmadığı için ev kadınları ve genç kızlar” ıstar” başına geçerlerdi. Her evde ıstar olurdu. Vakit geçirme aracıydı. Istarlarda; halı, kilim, kıl çoğullar dokunurdu. Köylerde elektrik yoktu. Öğretmenimizin verdiği ödevleri akşam “Gaz lambası” ışığında yapmaya çalışırdık. Sık sık saçımız ütülenirdi. Köyümüze 1970’ler de elektrik geldiğinde sevincimizden sabahlara kadar uyumadık. Sokak lambası ışığı altında oyun oynardık.
Kuru fasuleyii ıslatırdık yumuşayınca da ikiye ayrılır ve tekrar kurutur ve Ağaç filizlerinden küçük küçük keserek harfler yaparak sıra üzerinde yazılar oluştururduk. Siyah Önlüklerimizin üst kısmında Beyaz yakalar olurdu. Sık sık ilmeçleri veya düğmeleri kopardı Köy yerinde iğne bulsan ipliği bulamazdın,ipliği bulsan iğne bulamazdın.Yarın öğretmenime ben ne diyeğim kokusu ve Her sabah okulumuza girmeden andımızı okunur ve sınıfa girerken tırnak kontrolü yapılırdı.Tırnak makası bilinmezdi Anamızın Bez makasları ile tırnak kesmeye çalışırdık.
Demir den saç traş makineleri vardı ve oda herkesde yoktu. Olmayanlar olanlara gider rica minnet traş olunurdu, makinenin bıçakları körelmiş olur çanımızı acıtırdı. Dişin ağrısa berber arardın, Zaman zaman “Kırıkhan’dan”eli çantalı seyyar dişçiler gelirdi, su yerine bez parçaları kullanırlardı, hiçte hijyenik değildi ama çaresizlik vardı.
Okullar tatil olunca eli çantalı Romanlar sokaklarda ”Sünnetci geldi, sünnetçi geldi” diye bağıranlardı.
Hiç modern oyuncağımız olmadı. Çöplükten(zibillikten) eski ayakkabı lastik topuklarını koparır bıçakla tekerlek haline sokar, ortasından bir çivi ve kamış geçirerek onu oyuncak haline getirirdik. Kendi oyuncağımızı kendimiz yapardık.
Şimdiki nesillere bu yazımız pek inandırıcı gelmeyebilir ama Gerçek yaşam böyleydi. Her şey doğaldı ama yaşam zahmetliydi. Teknoloji her zaman güzeldir, modernliktir, Çağdaşlıktır ama bizler o eski doğallığı hep özlüyoruz.