ESKİ BİZİ ÖZLÜYORUM NEZAHAT
ESKİ BİZİ ÖZLÜYORUM NEZAHAT
Şehrin kuzey mahallelerinin birinde güvenlikli bir apartmanının beşinci katında, saçlarını ensesinde toplamış esmer tenli, alımlı bir kadın umarsızlık içindeydi.
Temmuz ayının kavurucu sıcaklarının yaşandığı o gecede üzerindeki askılı elbisesinin içinde gövdesi sırılsıklam olmuştu. Onu böylesine sıkıntıya sokan sadece havanın sıcaklığı değildi. Biraz önce yaşadıklarını unutmaya çalışıyordu. Beyninden uzaklaştırmaya çalıştığı saatler bir ahtapot gibi beynini sarmalıyor, onu bırakmıyordu. Gözünden yaşlar akıtarak bağıra bağıra ağlıyordu. Son yıllarda yaşanmışlıkları geçti gözünün önünden tıpkı bir film şeridi gibi.
Sigarasından bir nefes çekti. Apartman ayağının altında sallanıyor gibiydi. Bacakları titremeye başladı. Tüm bedeni ona eşlik etti.
Oturduğu balkon sandalyesine sıkıca tutundu. Sigarasını önünde duran küçük masanın üzerindeki küllükte söndürdü. Sandalyenin üzerini yosun bağlamış gibi hissetti. Kayıyordu. Dengesini kaybetti. Zeminle hızlı bir şekilde buluşan bedeni acı ile kıvrıldı. Umarsızlık onu adeta tespih böceğine çevirmişti. Kıvrıldı kıvrıldı. Saçlarından akan terli kan yüzünü ve gözlerini yakıyordu. Canı yanıyordu. Bir süre sonra hafifçe doğrularak küçük masanın üzerinde bulunan telefonuna yöneldi. Karşı komşusunu aradı.
“Dilek Hanım, ölüyorum. Yardım et bana.” dedi.
Dilek ile yakın arkadaştı. Yedek anahtarlarını tedbir amaçlı olarak birbirlerine vermişlerdi. Komşulukları on yılı geçmişti. Hüzünden paramparça olan yüreği bir ışık aradı Nezahat’ın. Dilek ve eşi kapıyı açıp koşarak kucakladılar yaralı kadını. Çukurova Devlet Hastanesine götürdüler. Acil giriş kapısından hızlıca giriş yaparak bitkin kadını doktorlara teslim ettiler.
Nezahat, gözlem odasına alındı. Yapılması gereken tüm müdahaleler yapıldı. Kafasına dikiş atıldı. Beyin tomografisi temiz çıkmasına rağmen sabaha dek hastanede kalmasına karar verildi. Dilek bir an bile komşusunun yanından ayrılmadı. Sabah Dilek ‘in eşi hastaneye gelerek onları alıp eve götürdü. Dilek ve eşi Nezahat’ ın özeline girmemeye özen gösterdiler. Nezahat istediği zaman onlarla paylaşırdı sorunlarını. Dilek, hasta kadını yatağına yatırmadan hafif bir duş aldırdı. Uykuya dalana dek başında bekledi. Nezahat, pişmanlıklarla dolu olan ruh haliyle oldukça bitkin görünüyordu. Dilek kendi evine geçerek Nezahat ‘ın kızı Neva’yı aradı. Annesi ile ilgili bilgi verdi. Çok ayrıntıya girmedi.
Neva, özel bir okulda rehber öğretmendi. Kısa bir süre önce aynı okulda matematik öğretmeni olan Kaan ile anlaşarak evlenmişti. Ailelerin onay verdiği evlilik sorunsuz ve hızlı bir şekilde yapılmıştı. Her şey yolunda gidiyor gibiydi. Kızının mutluluğunun ailelerine yansımasının bu kadar kısa süreceğini hiç düşünememişti Nezahat. Şu an kendi yuvasını karabasanlar sarmıştı. Kocasını kaybettiğini fark edememişti. Dünyasını kendi eliyle cehenneme çevirmişti. Rasim’in uyarılarını hafife almıştı.
Bir saat sonra Neva, hızla eve girdi. Annesine telaşla sarıldı. ‘Annem, güzel annem. Ne oldu sana. Babam nerede? Neden gece bana haber vermediniz?”
Nezahat, yaşadıklarını düşünerek temkinli konuştu. Kızını üzmek istemiyordu. “Dilek ablan ve eşi bana yapılması gereken her şeyi yaptılar. Seni korkutmak istememişler. İyiyim. Endişelenecek birşey yok.” dedi. O arada kapının zili çaldı. Gelen Rasimdi. Nezahat, Rasim’i görünce gerildi. Dün gece yaşadıkları geldi tekrar usuna. İçi parçalanarak siyaha dönüştü.
“Niye geldin Rasim? Benim yaraladığın yetmedi mi?” diyerek gözyaşlarını tutamadı. Neva şaşkınlıkla anne ve babasına bakarak “Neler oluyor? Olanları bana da anlatır mısınız, sanırım buna benim de hakkım var. Babamı ben aradım anne. Durumun ile ilgili bilgi almak istedim. Babamın yanında olduğunu düşündüm. Dilek ablanın beni aramasını önceleri farklı algılamadım. Bana neler olduğunu biran önce anlatır mısınız lütfen. “dedi. Rasim, mahcup bir şekilde “Şu an yeri değil kızım. Ben zaten en uygun zaman da seninle paylaşacaktım bu durumu. Özellikle düğününü bekledim. Annen toparlanınca bir araya gelip konuşuruz. Açıklarım herşeyi. “dedi.
Nezahat, kendini tutamıyor hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Otuz yıllık hayat arkadaşı yüreğine acıyı saplamıştı. Onu yalnızlığın derinliklerine gömüp gidecekti. Küçük kahverengi gözlerini sevdiği adama çevirdi. “Şu an açıklayacaksın Rasim. Bunu öğrenmeye Neva’nın hakkı var. Açıklamanı erteleme.” dedi.
Rasim, kendini kapana sıkışmış gibi hissetti. Tane tane konuşmaya başladı.
“Kızım, biz annenle yirmili yaşlarımızın başlarında birbirimizi çok severek evlendik. Kumrular gibiydik. Yıllarca çok da iyi anlaştık. Bu evliliğin en büyük ödülü de sensin Nevam. Uzun yıllar hem iyi bir eş, arkadaş, sırdaş olmayı başardık. Son beş yıldır annen değişmeye başladı. Özellikle emekli olduktan sonra tüm önceliğini arkadaşlarına vermeye başladı. Arkadaş toplantıları, geziler, konserler tüm zamanını alıyordu. İşten eve geldiğimde çoğu kez annen evde olmuyordu. Eve geldiği zaman da kendi genelde tok olduğu için önüme gelişigüzel bir yemek koyuyor, kendi sürekli telefonla konuşuyordu. Kırıcı olmadan defalarca anneni uyardım. Uyarılarım onu hiç etkilemedi. Kendimi her geçen gün daha değersiz hissediyordum. Bunu kabullenmem mümkün değildi. Değer görmemek, ötelenmek beni çok kırdı. Ona eski duygularım kalmadı. Yoruldum kızım. Bir evlilikte paylaşım olmazsa o evlilik bitmelidir Sevginin olmadığı bir evlilikte zamanla saygıda kalmaz. Annenden ayrılmak istiyorum kızım. Bu evliliği bu şekilde devam ettirirsem kendime saygımı yitireceğim. Annene ekonomik olarak her türlü olanağı sağlayacağım. Evin de düzeni devam edecek. Annenin kendi geliri var. Yine de maddi destek vereceğim. Medeni bir şekilde dostça ayrılalım. Nezahat, senden uzaklaştığımı önemsemedin. Sen de istediğin gibi yaşarsın. Ben de kendime saygın bir hayat kurmak istiyorum. Birbirimize düşman olmayalım. Anılarımız hep güzel kalsın. ” dedi.
Neva, gövdesinde derin bir acı hissetti. Rengi bembeyaz oldu. Yaralı bir kuş gibi hissetti kendini. Bu rüya olmalıydı.
Nezahat gözlerini yukarı kaldırıp gözyaşlarının akmasına engel olmaya çalıştı. Kocasını yitirdiğini fark etmemiş olmasının pişmanlığını yaşadı. Günlük koşuşturmalarında önceliğini verdiği çok şeyi düşündü. Kendini suçladı. Neva, sevdiği iki insanın hangisine taraf olmalıydı? Suskun kalmayı tercih etti. Anne ve babası onun için mükemmel insanlardı. Rasim, üzgün bir şekilde ” Kendine iyi bak Nezahat. Ne zaman bana gereksinim duyarsan maddi, manevi yanındayım. Sen benim için her zaman değerlisin. “dedi. Kapıya yöneldi.
Nezahat ve Neva gözyaşları içinde Rasim ‘in arkasından bakakaldılar.
Nezahat, yalnızlığa alışamıyordu. Rasim evden ayrılalı bir aya yaklaşmıştı. Özellikle geceleri içinde tufan kopuyordu. Her gün ondan telefon bekliyordu. Kocası onunla iletişime geçmiyordu. Kocasının kendinden kopma olasılığını hiç düşünememişti. Başkalarını mutlu etmek için kendi ışığını söndürmüştü. İlk günler Rasim Neva aracılığı ile özel eşyalarını almıştı. Kendine eşyalı küçük bir ev tuttu.
Bir ay sonra Nezahat kocasını aradı. Oldukça sakindi. “Rasim kararına saygı duyuyorum. Şunu bil ki yüreğim senin sevginle dolu. Hatalarımı kabul ediyorum. Her ikimizde de sevgi varsa kendimizi iyileştirebiliriz. Sen de bana karşı sevgi kalmadıysa bencil olamam. Düzenimi devam etmeme izin verdiğin için çok teşekkür ediyorum. Bunun dışında senden hiçbir şekilde maddi bir şey talep etmiyorum. Tek istediğim senin çok mutlu olman. Sen bunu fazlasıyla hak ediyorsun.” Nezahat daha fazla konuşamadı. Sesindeki burukluk gittikçe artıyordu.
Rasim , Nezahat ‘ın olgunluğu karşısında ezildi. Karısı kırıcı olmadan sevgisini yüreğine gömüyordu”. Genç yaşımda doğru bir tercih yapmışım .”diye düşündü. Yutkundu. Nezahat “ı özlediğini hissetti.
Rasim, bu konuşmanın ardından odasında uyuyamadı. Kendi kendine konuştu. Eski günleri çok özlediğini hissetti. Kızına da gitmiyordu. Son iki gün hiçbir şey yemediğini fark etti. Markete gidip atıştırmalıklar almayı düşündü. Ayakları onu eski evine yakın markete götürdü. Raflarda göz gezdirirken bir çift kahverengi gözün kendisine baktığını hissetti. Nezahattı bu.
“Nasılsın Rasim” diye sordu. Rasim, bitkin bir şekilde “Eski seni özlüyorum Nebahat. Eski bizi özlüyorum. “dedi. Market arabası ile kasaya yöneldi.
Nezahat Rasim ‘in ardından sevgiyle baktı. Keşkelerine yöneldi. Yaşadıklarından ders alarak kaybettiği birlikteliği yeniden kazanacağını umut etti. Sorumluluğu başkalarına yüklemeyecekti. Sorumlu kendisiydi. Bunu kabullenerek var oluşluğa yönelecekti. Rasim’i kaybetme korkusu onun hayata bakışında farkındalık yaratmıştı. Hatalarının nedenlerine inip kendini yenileyecekti. Son yıllarda egosunun esiri olmuştu. Bencilliğini görmüştü. O yıllarca sevdiği adamı mutsuz etmişti. Kendini değiştirerek özüne dönmeliydi.
Bu umutla birlikte doğanın tüm renkleri benliğini sardı. Huzuru, kaybettiği yuvasına tekrar kavuşmasına bağlıydı. Ancak bu şansa sahip olduğunda ruhu rengârenk çiçeklerin mis kokularıyla arınacaktı.
RAMİZE ERZİN