İçeriğe Geç
29 Eylül 2026, Salı
SON DAKİKA
Mustafa Denizhan Türker Yumurtalık Esnaf ve Sanatkârlar Kooperatifine Adaylığını AçıkladıYUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM;12YUMURTALIK(AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM;11YUMURTALIK(AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM: 10YUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM; 9Yumurtalık Belediye Başkanı Erdinç Altıok, öğrencilere döner-ayran ikram ettiYUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM; 8YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM; 6YUMURTALIK’TA BASIN EMEKÇİLERİ UNUTULMADIYUMURTALIK SERBEST BÖLGESİNDE”DEMİRYOLLARI İLTİSAK HATTI KAMULAŞTIRMA KARARNAMESİ CUMHURBAŞKANI TARAFINDAN İMZALANDI”
Gündem

YUMURTALIK(AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM: 10

Avatar fotoğrafı Yumurtalik Haber · · 29 dakika okuma · 18
YUMURTALIK(AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ   BÖLÜM: 10

SIRADAN BİR GÜN

 

Günün geceye kavuşmasına az bir zaman kalmıştı. Pencereyi açtı Zeren. Caddeden geçen araçlara baktı. Kısa farlarını yakmaya başlamışlardı.Karşıdaki çiçekçi de kauçuk ağacını renkli ampullerle süslemişti.Sarı,kırmızı, turuncu ışıklar geceye hazırlanıyordu.

” Kaldırımda bir yerden başka bir yere yürüyen insanlar hangi hayatlara doğru gidiyorlar ?” diye düşündü. Baloncu rengarenk balon demeti ile kaldırımda bir sandalyenin üzerinde istemsiz bir şekilde oturuyordu.

Yaşamı bir film şeridi gibi gözünün önüne geldi.Açık pencereden giren rüzgar saçlarını savurdu.

Sürekli açık olan radyosunda TRT Nağme ruh haline uygun bir eser çalıyordu. Behiye Aksoy

“Rüya Gibi Uçtu Yıllar:”şarkısını sanki onun için söylüyordu.

” Biraz durun durun durun biraz.

Kaybolan günlerim için

Hesap sorun sorun biraz. “

Şarkıya eşlik etmeye başladı.” Koca bir ömür nasıl geçti.” diye düşündü. Niche ‘nin “Bilinç acıtır.” sözü geldi usuna. Adının anlamı gibiydi Zeren.Zeki ve bilinçli.

Her akşam üzeri güneş batarken duygusallaşırdı nedense.

Trafik hızla akıyordu. Grup grup insanlar yürüyordu. Ruh hali bakış açısına yansıdı. Yaşlı bir karı koca yavaş adımlarla apartmanın kapısına doğru yürüyordu. Erkek önde arkasında aciz görünümlü bir kadın.Sessizce gözden kayboldular.

Gökyüzüne baktı. Yeniden çocukluğuna dönmek istedi. Ona sunulacak hayatı coşkuyla yaşardı.Çevresindeki insanlara kendi gibi davranırdı.Onların istediği gibi değil.

Küçük Zeren’in elinden tuttu.”Çocukluğunu yaşa .” dedi.

Çocuk Zeren koşarak annesine sarıldı.Sonra babasına.Onların sevgisi tüm benliğine yayıldı. Ne güzel bir duyguydu o.Hiç bitsin istemedi. Etekleri kabarık elbisesi ile evin içinde koşuyordu.Tıpkı bir melek gibi.Evlerindeki huzur ve dinginlik kardeşlerinin yüzlerine de yansımıştı.Ona sevgiyle bakıyorlardı.

Uçarcasına kapıdan çıktı.Denize doğru koştu.Maviliklerle bütünleşti.Elbisesi ile koşmuştu mavi sulara.Yüzdü…..yüzdü ……

Elbisesini ıslattığı için annesi kızmayacaktı ona.Evlerinde sadece sevgi vardı.

Kayalıklara çıktı. Teknelere ,karşıdaki evlerine huzurla baktı. Yüzünü gökyüzüne çevirdi.Güneş mutluluk ışınları yolluyordu tenine. Tekrar denize atladı.

Kıyıya ulaştı.Deniz kabukları ile deniz yıldızlarını aldı eline.

Evlerine yaklaştıkça güzel bir müzik sesi duyuluyordu. Anne ve babası şarkıya eşlik ediyorlardı.

Sokak kapısının önünde bulunan kocaman fıçının içine küçük kovayı daldırdı. Duşunu aldı. Annesi elinde havluyla yaklaşıyordu ona.Sevgiyle……

Zeren yüzündeki mutlu ifade ile tekrar bu güne döndü. Hayallerinde ki çocukluğu yaşamış olmak için neler vermezdi neler……

Tekrar caddeye. baktı. Gündüz gecenin içine girmiş,evlerin ve sokağın ışıkları yanmıştı.

Gündüzün gecenin içinde kaybolması gibi o da bu dünyadan geçip gidecekti.Bir iz bırakarak gitmeliydi.Kendini bulmak için geç kalmıştı Yine de umuda doğru yürümeliydi. Ayakta, güçlü ve onurlu.

Tanrıdan Ona mucizeler yollamasını diledi.Başka güzel dileklerle birlikte.

Balkonuna yuva yapan kumruyu düşündü. O bile sığınacak bir liman aramış ve bulmuştu.Zerenden ürkmüyordu.Onun sevgisini hissetmişti.

Zeren ,küçük kumru gibi güzelliklere umuda doğru yol almalıydı. Ve öyle yapacaktı.

Ramize Erzin

 

 

YAŞAMAK GÜZEL ŞEY

 

Öğle vakti günü yavaş yavaş terk ederken yan yana sıralanmış küçük market ve kahvehanelerin önünden hızlı adımlarla yürüyorum. Sanki önem verdiğim biriyle buluşacakmışım gibi adımlarım gittikçe hızlanıyor. Güneş tepeden beni ısıtıyor.

Mısır satan satıcıya selam veriyorum zoraki. Mısır püskülleri hatırına aldığım mısırlar sayesinde aramızda sıcak bir iletişim oluştu.

Köyün Atatürk Anıtının önünden tren istasyonuna gitmeliyim. Ruhum yorgun, bedenim de bu yorgunluktan payını almış olmalı ki bacaklarım ağrıyor. Kebapçıların önünden geçerken buram buram kokan kebaplar hiç ilgimi çekmiyor. Birkaç adım ötede iki büklüm olan yaşlı bakkal amca ve alzaymır hastası olan eşi ile selamlaşıyorum. Her şeyden habersiz bebekken kaybettiği babasıyla sürekli yaşayan yaşlı hanım bana sevgiyle el sallıyor. Askerde ölen babasını araştırdığım geliyor usuma. Geçmiş yıllarda onu mutlu etmek çabalarım ile birlikte. Gülümseyerek kaçar gibi uzaklaşıyorum.

İstasyona ulaştığımda banklarda oturan insanları görmezden gelerek en köşedeki banka oturuyorum. Yanıma kimsenin oturmamasını diliyorum. Yorgun ruhumu kendim şifalandırmalıyım diye düşünüyorum. Uzaktan yankılanan tren düdüğü rahatsız ediyor beni. Tüm olumsuzluklardan arınmaya çabalarken köyün akıl sağlığı yerinde olmayan genci geliyor yanıma. Her zaman olduğu gibi sigara parası istiyor. Cüzdanımdan çıkardığım bir miktar parayı veriyorum. Her zaman hatırını soran ben biran önce gitmesini diliyorum. Elinde parayı sallayarak keyf içinde uzaklaşıyor. Ah! Niche Ah! Yine geldin usuma. “Bilinç acıtır.” sözün beynimden hiç çıkmıyor. Yine de yüksek bir bilince sahip olmadığım için şükrediyorum. Uzaklardaki dağ makilerine bakıyorum. Nasıl da tutunmuşlar kökleriyle toprağa. Bir grup leylek uçuyor gökyüzünde. Onları izliyorum. Yanıma sokulan köpeğe sevgiyle bakıyorum.

Gün kendini karanlığa teslim edene dek oturuyorum bankta. Telefonumdan ilgimi çeken yazıları okuyorum. Kendime minik minik söyleniyorum. “Çık işte şu moddan” diyorum. Telefonumdan bir müzik açıyorum. Candan Erçetin sanki bana sesleniyor.

Yorgunluk, kırgınlık hepsi gelir geçer

Anlatacak hikâyelerim bitmedi henüz.

Her şeye rağmen yaşamak güzel…

Şarkıya yavaşça eşlik ederek evimin dönüş yolunda ilerliyorum. Bu kez daha sevgi doluyum. Ķöy kahvesinin kuytu bir köşesine oturup demli çayımı içiyorum. Bayanların kahvehaneye gelip oturduğu modern bir köyde konakladığım için şanslıyım. Kahveci Mustafa Bey’in “Hocam bu yıl geç geldiniz. Sizi gözümüz aradı. İnşallah iyisinizdir. “sözleri beni mutlu ediyor. Ruhumu büyük ölçüde tedavi etmiş bir şekilde evime doğru yürüyorum.

Telefonumdan açtığım şarkıya kulaklığımı takarak eşlik ediyorum.

Canım yanıyorsa hala

Korkmaya gerek yok yaşıyorum demektir.

Her şeye rağmen yaşamak güzel.

RAMİZE ERZİN

 

 

 

 

 

 

MAHVESIĞMAZ’IN ADININ NEREDEN GELDİĞİNİ BİLİYORMUYDUNUZ?


Bozdogan Yörükleri ,Yüreğir Ovası’ndan Yaylaya çıkmak için Göç Yola çıkarlar..Önde Süslenmiş Boğazı’na Çan’lar takılmış,Savran Deve..Arkada,Inekler,Küçükbaş hayvanlar,Atlar,eşekler..Insanlar..Toz duman içinde kalırlar..”Göç gide gide düzelir”,derler..
Adana’ya Gediklernde Taşköprü’de Osmanlının vergi memurları beklemektedir,Yörükleri..Hayvan sayısında göre vergiler verilir..Taşköprü’den geçilir.
Adanadan geçecekleri yol Üzerindeki Dükkanlar kapalıdır,Göç ikiye ayrılır..Mahveli Olan Deve’ler Ağaçlık olmayan Yeşiloba üzerinden Mahvesi olmayan Devler ve diğer Havanlar kestirmeden,daha kısa yoldan,Şimdiki MAHVESIĞMAZ denilen Bağlık,Bahçelik yerden Gülek Bogazına doğru yayla yoluna çıkaralar..
MAHVESİ olan Develer MAHVA ağaçlarının arasından geçemez Buraya MAHVESIĞMAZ(MAHVASIĞMAZ) demişler…
Günümüzdeki MAHVESIĞMAZ’ın ismini Bizim dedelerimiz gayri ihtiyari koymuşlar..

KENAN DENİZ

 

 

 

 

SEVGİNİN DİLİ

 

Sevginin dili ile yapılan eğitim ve öğretim toplumu iyiye, doğruya, ve güzele götüreceğinden olumlu yönde şekillendirir, istendiğinde çağdaş medeni bir dünyanın temelleri atılabilir. Yeter ki sevginin dili kullanılsın eğitilen nesiller üzerinde müthiş olumlu etkileri olacaktır.  Evlerimizde anne babalar, okullarımızda öğretmenler sokaklarımızda insanlar sevginin dilini kullandığında, görülecek ki çağdaş nesiller yetiştirilecektir. Aile içinde sevginin dili bireyler arasında sevgi ve saygıyı artıracağından çelişkiler anlaşmazlıklar ortadan kalkacaktır. Toplumun içinde sevginin dili kullanılmış olsa ayrışmalar ve anlaşmazlıklar azalacak toplumun büyük çoğunluğu olumlu ortak paydalarda buluşacaktır. Siyasette sevginin dili ile konuşulmuş olsa farklı düşünceye mensup insanlar hem birbirleriyle daha kolay anlaşacaklar, hem de birbirlerini tahammülle dinleyeceklerdir. Uluslar arası ilişkilerde sevginin ve barışın dili ile konuşulduğunda farklı dil, din ve renklere mensup milletlerle uzlaşılamayacak bir konu olmadığı gibi ülkeler arasında güven ve saygınlığın artacağı kaçınılmaz olacaktır. Sevginin dili ile konuşulmayan toplumlarda gençlik çeşitli problemler yaşamaktadır, problemli gençliğin oluşturduğu toplumlarda terör, anarşi, kan ve gözyaşı vardır.  Bir ülkede öğretmenler sevginin dili ile eğitim yapmıyorsa o ülkede sağlıklı nesiller yetişmiyor demektir. Eğer bir ailede, bir okulda, hatta bir toplumda sevginin dili yoksa o ülkenin vatana millete yararlı nesiller yetiştirmesi mümkün değildir. Böyle olunca hem emek hem de zaman kaybı olacağı gibi yetiştirilen nesillerden de ne vatana ne millete hayır gelmeyecektir. Politikacılar günümüzde sevgi ve barışın dilini terk edip şiddetin diliyle konuştukları için hiçbir konuda uzlaşma sağlayamadıkları gibi toplum içinde ayrışmalar artmıştır. Ayrıca şiddetin dili ülkeler arası komşuluk ilişkilerine de zarar vereceğinden, sevgi ve barışın dili bireylerin de toplumların da olmazsa olmazıdır. Yazımızı yüzyıllardan süzülüp gelen bir halk sözü ile bağlayalım (Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır)

01 07 2015-

MEHMET ATAMAN

yumurtalık

       

 

 

 

 

Kan Davası

 

1950’li yıllarda Muhittin Uyalhas, Siverek’te cinayet işler. Bir yanda hasımları, diğer yanda jandarma tarafından aranmaktadır. Dağda jandarmalar tarafından kıstırılır, son kurşununa kadar vuruşur. Kurşunlar bittiğinde ölü olarak ele geçirilir. Ahmet ve Şehmus adlı iki oğlu vardır. Şehmus, Vahap Alhas’ın köylerinin çavuşluğunu yapmaktadır. Viranşehir ve Siverek arasında üç köyü vardır, kendileri Çubukçur isimli köyde oturmaktadır.

Ahmet ikinci evliliğini yaşamaktadır ama kan davası onu korkutmaktadır. İlk karısı ölmüş, ondan iki kızı ve bir oğlu vardır: Ali, Sabiha, Sebiha. İkinci karısından Mehmet Yaşar ve Habibe vardır. Siverek doğumlu, kafasına koymuştur: kan davasından kaçacaktır. Hasımları çocuklarını öldürmekle tehdit etmektedir. Çukurova’ya gidecektir.

Mesleği kalaycılıktır. Ceyhan’daki tanıdıkları, “gel, sana ev bulduk, iş bulduk,” demişlerdi. Her şeyini satarak Ceyhan Tuzlugöl tren istasyonuna gelir. Ne ev vardır ne iş; orada sokakta kalırlar. Bir taraftan da kalaycılık yapmaktadır. 13-14 yaşlarındaki Ali ve Mehmet körük çekerek kalay yapmasına yardımcı olmaktadır. Daha önce söz verip de “gel, yardımcı olalım,” diyen o kadar yakını varken, gelişi gerçekleşince, kimse yardımcı olmamıştır.

Ceyhan’da sabit bir yerde kalmaz, köy köy dolaşıp her köyün tüm kaplarını kalaylar, para kazanırlar. Ahmet’in Ceyhan İnceyer Ekinyazı köyünde akrabaları vardır. Zaman zaman onların yanına gider. Daha sonra Kurtkulağı kasabasına yerleşir. Kendisi kalaycılık yaparken eşi ve kızları da pamuk tarlalarında çadırda yaşayarak pamuk toplamaktadırlar. Ceyhan’a gelmeden büyük kızını Siverek’te evlendirmiştir.

Günlerden bir gün Aliye Hanım pamuk tarlasında doğum yapar. 1961 yıllarıdır. Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı olmuştu. Aliye Hanım, oğlunun adının Cemal Gürsel olmasını istese de Ahmet, babasının adı Muhittin’i koyar. Kurtkulağı’ndaki ev sahibine de “Bunun kirvesi sensin,” der. Ama bütün köyleri dolaştığından, Zeytinbeli köyünde çok iş yaptığından oraya taşınır.

Zeytinbeli’de ev sahibinin adı zengin Cabbar’dır. Komşusu ise Lik Hasan lakaplı Hasan Doğan’dır. Hasan’la samimiyeti artırmıştır. Hasan’ın altı kızı vardır, erkek çocuğu yoktur. Oğulları büyüdüğünde Hasan’ın kızını almak için sözleşirler. Zeytinbeli’nde Ahmet’in evini su basar. O da Yumurtalık’ta boyacı Ahmet’in evini alır. Boyacı Ahmet de doğudan gelmiş ve ayakkabı boyacılığı yapmaktadır.

700 lira karşılığında aldığı 2 katlı, 69 metrelik evin altında kalaycılık yaparken, üst katta da herkes aynı yerde kalmaktadırlar. Yumurtalık o yıllarda 2 bin nüfuslu, Zeytinbeli’nden küçük, tarihi ve turistik güzel bir ilçedir.

Tarihte ilk ameliyatın yapıldığı, denizin içerisindeki, zamanında gemilerden gümrük almak için kurulan bir Atlas Kalesi bulunmaktadır. Eskiden buğday ticareti sahilde bulunan depolardan yapılırmış. Batı tarafına, zamanında körfeze gelen gemileri denetlemek üzere girişinde Yavuz Sultan Süleyman tarafından yapılan bir gözetleme kulesi bulunmaktadır. Kulenin önünde Kırk Mağaralar denilen bir yer var ki, oradan antikacılar yüzük taşı ve eski para ve altınla zengin olmuşlardır. Yumurtalık Lisesi ve kule arasında kazılan her yerde mozaik çıkmakta. İnci gibi sahiliyle eski adı Ayas olan güzel bir ilçedir.

MUHİTTİN UYALHAS

 

      Bahçe Tarımı

 

     Yumurtalık Ovası’nda tarımla ilgili şubat ayı içerisinde neler yapmalıyız, yapılacak işlerle ilgili nelere dikkat etmemiz gerekiyor, vb. konuları sizlerle paylaşmak istiyorum.

      Bu ay içerisinde,bahçede zararlı tespit çalışmaları yapılır; gerekirse hasattan sonra ilaçlanır.Fare ve diğer kemirgenlerle mücadele yapılır. Salyangozlara karşı mücadele yapılır. Soğuk ve dondan zarar görmüş ağaçlarda budama yapılmaz. Bu tip ağaçların budanması için geriye doğru kuruma zararının durması beklenir. Budamadan sonra Uçkurutan, Turunçgil Dal Yanıklığı, Antraknoz ve Kahverengi Meyve Çürüklüğüne karşı ilaçlama yapılır.

Fidan çukurları açılır, toplu meyvelik kurulacak sahalar sürülür ağaç dipleri kabartılarak gübrelenir. Fidan dikimleri devam eder. Bölgemizde her türlü meyvede budama işi bu ay sonuna kadar sonlandırılmalıdır.

      TARLA TARIMI

      Bölgemizde ilkbahar ekimleri için toprak işlemesi yapılır. Kaymak bağlamış ekili tarlalar kazayağı ile kırılır ve toprak kabartılır. Kumlu,hafif ve süzek topraklar için mutlaka suni gübreler ve çiftlik gübreleri verilmelidir. Ambarlarda gerekli muhafaza ve mücadele işleri devam eder. Tohumluklar ayrılarak temizlenir, ilaçlanır. Ekime hazır duruma getirilir.

      SERA TARIMI

     Seralarda turfanda sebzeler hasat edilmeye başlanır. Sera ve sıcak yastıklarda sulama, çapalama ve ayıklama yapılır. Çeşitli zararlı ve hastalıkla mücadele yapılır.Seralardan elde edilen ilk turfanda sebzeler ambalajlanarak piyasaya sevkedilir.

     BAĞCILIK

     Bağ kurulacak yerlerde ve eski tesislerde derin sürüm yapılır, gübrelenir.Köklü ve köksüz asma çubuğu dikimi devam eder. Budama bu ay bitirilir. Budama sonrası mutlaka bağlarda kış mücadelesi yapılır. Omcalar bordo bulmacası ile yıkanmalıdır.

     ARICILIK

     Bölgemizde yavaş yavaş arılar dışarı çıkarılırken, soğuk bölgelerde ise arılar içerde olduklarından havalandırma işleri dikkatle yapılmalıdır. Soğuk bölgelerde şerbet verilmelidir. Oluşabilecek hastalık ve zararlılarla mücadele edilmelidir.

     HAYVANCILIK

     Hayvanlar ahırda olduklarından temizlik ve dezenfeksiyona önem verilir.Çeşitli yemlerle hayvanlar ahır beslemesine tabi tutulur. Doğumlar başladığından gerekli tedbirler alınır. Yavrular için özel bakım ve besleme yapılır. Havanın uygun olduğu günlerde hayvanlar meraya çıkarılır. Hayvan hastalık ve zararlarına karşı koruyucu aşılar ve ilaçlar uygulanır.

       Kıymetli okuyucularım bu yazımda hayvancılıkta Sorgum sudanotu tarımıyla ilgili bilgide vermek istiyorum

      Ekim Zamanı ve Şekli:

Pratikte 1.ürün ekimi, mısır Ekiminden 1-2 hafta geç yapılmalıdır(nisan ilk haftası).  Ekimde sulanmayan ve normal yağış alan yerlerde, sıra arası mesafesi 45 cm sıra üzeri mesafe 5 cm olmalıdır. Sulanabilir arazilerde ise sıra arası 20 cm’ye kadar düşürülebilir.

      Gübreleme:

 Sulanabilen tarlalarda, ekimle birlikte 35 kg/da 20-20-0 taban gübresinden verilmeli. Bitkiler 40-50 cm olduğunda 30 kg/da şeker (AS) gübresi verilir. Biçimlerden sonra yeniden sürmesi ve bol yeşil aksam oluşturabilmesi için özellikle azota ihtiyacı fazladır. Her biçimden sonra üst gübrelemesi tavsiye edilir.

      Biçim ve Sulama:

Sulama ile verimde önemli artış olur. Her biçimden sonra sulama yapılmalıdır. Ekimden 50-55 gün sonra biçime gelir. Bitkiler 100-120 cm boylandığında 10-15 cm den biçim yapılmalıdır. Biçim zamanı geciktikçe otun besin maddesi miktarı ve sindirilebilirliği azalmaktadır. En uygun biçim zamanı salkımların kın içerisinden çıkmaya başladığı dönemdir. Sorgum ve Sudanotu’nun sapları kalın olduğundan kuruması zordur. Sapın kuruması beklenildiğinde yapraklar kötü bir şekilde kuruyacağından otun kalitesi düşer. Bu sebepten Sorgum Sudanotu, ya yeşil ot olarak tüketilmeli, ya da silaj olarak kullanılmalıdır. Silaj için en uygun biçim zamanı tohumların süt olum devresindeki hasatıdır. Sorgum ve Sudanotu’nun yeşil ot verimi, sulanan arazilerde 4-5 biçim ve 8-10 ton arasında değişmektedir.

       Bütün Sorgum ve Sudanotu çeşitlerinde HCN (Hidrosiyanik Asit) 50-60 cm boylanana kadar artar, sonra azalma eğilimi gösterir. 100 cm boylandığında ise HCN zehirlenmesi sorunu önemini yitirir. Bu sebeplerden Sorgum ve Sudanotu’nun otlatmadan önce minimum bitki boyu en az 70 cm olmalıdır. İşletmenin günlük taze ot ihtiyacını karşılamada kullanılabilecek, hayvanların severek ve iştahla tamamını tükettiği su oranı yüksek bir ottur. Sudan otu sıcak iklimlerin tipik tek yıllık buğdaygil yem bitkisidir. yaz aylarında yeşil yem ihtiyacını karşılar. Ayrıca sulu koşullarda çok verimlidir. Her 1-1.5 ayda bir biçim alınabilir. Otu lezzetli, kaliteli ve besleyici olduğundan dolayı hayvanlarda et ve süt verimi üzerine olumlu etkileri vardır. Sorgum ve Sudan otunun melezlemesinden yararlanılarak elde edilen melez çeşitler mevcuttur. Hemen hemen mısırla aynı yetişme şartlarını ister. Eğer genç dönemde biçilip hayvana yedirilecekse, biçimden sonra yerde 4-5 saat kadar bekletilmelidir.

       Ürününüz bol ve kaliteli, kazancınız bereketli olsun.

Ziraat Yük.Müh.

ADNAN MENDERES AKILLI

 

 

 

 

        

         HACI AGA

 

         —Tarih kitaplarında okuyoruz.’’Büyük Britanya imparatorluğu’’Yani bugünkü İngiltere devleti. Kitaplar yazar ki! Bir zamanlar ‘’ güneşin batmadığı ülke’’diye bahsederler. Dünyayı kendine sömürge yapmış bir ulus. İşte ben burada, sömürge devletleriyle, az gelişmiş ülkelerdeki; Aşiret ağa lığını veya köy ağa lığını aynı kategoride değerlendiriyorum. Nedenide her iki etmende de ezilen azap çeken insan faktörü olduğu için.

         —Bir zamanlar’’ Yumurtalık ovasına’’ geldiğinizde; gözünüzün gördüğü, ufkunuzun vardığı her yer, her toprak parçası onlara ait di. yanlışlıkla rastladığınız birine buralar kime ait diye sorarsanız size tuhaf tuhaf bakar ve ağamızındır beyim derler. Ağa bu serveti nasıl edinmişti?’’Eşeksırtında incir satarak mı,?yoksa gökten bu zata altınmı yağmıştı?.’’20 bin dekar toprağa sahip olmak nasıl bir zekaya sahip olmayı gerektirirdi.Gelin birlikte irdeleyelim;

         —Eşeksırtında incir satarak zengin olma hikâyesi düzmeceden başka bir şey değildir. Eğer öyle olsaydı tüm cerci kardeşlerimiz köşe olurdu. Yine eskilere gidiyorum. Köyümüzde herkes ağa nın zenginleşmesini çözemedikleri için, bir zengin olma tutkusuna, hırsına kapılmışlardı. Akşam olsada ağa nın huzuruna çıksam birkaç parça toprak parçası icarla sam diye ağanın gözüne girme yarışına koyulurlardı.Ağa dan icazet almak moda olmuştu.Ağa nın her söylediği söz komiklik ifade etmese de ona gülmek tevazu göstermekti ve yalakalık yapmasını beceremeyenler ağa dan toprak icarlayamazlardı.

         -Ağa dan toprak icar lamanın birtakım kriterleri vardır.Huzuruna çıktığın da seni azarlamasını,küçümsemesini sineye çekeceksin.Mehmet sen ne zaman traktör aldın lan,sen ne zaman zengin oldun lan gibi sözlere aşina olacaksın.Yani bir takım meziyetlerin yoksa? Öyle ağa dan toprak koparmak kolay değildir.Takla atmasını,kıvırmasını iyi becerecemezsen avucunu yalarsın.Ağa önce sorar, benim toprağımı işleyecek gücün varmı?var ağam dersen;Koşul listesini sana sıralar.1-Gübreni benden alacaksın.2-Buğday ve çiğit tohumunu benden alacaksın.3-Zirai ilaç zehirini benden alacaksın.4-Traktörünün yakıt parasını benden alacaksın.5-Traktörünün lastiklerini benden alacaksın.6-İçarladıgın toprağı genişleteceksin.7-Mahsul ,ürün çıktığında bana teslim edeceksin gibi.

         —Köydeki çiftçi kardeşimiz bu sözleşmeye uyarak toprağı eker, diker birinci yıl elde var sıfır. Yahu bu sene işler iyi gitmedi diyerek kendini teselli etmeye çalışır, ikinci yıla hazırlanır. Yine yılsonu bir hesap bakiyesi yapar geçen yıla göre iki kat daha içeri girmiş. Buna şöyle örnek vereyim; kahvehanede oyuncuların ip parası vererek, oyun kalkışı tüm paraların kahvehanecide toplandığını görmeleri gibi. Konuya döneyim, köylü vatandaşın hesabı tutmamıştır ve birde bakmışınki her şey ağaya teslim edilmiş ağanın kapısında ailece tutmalık amele olmuşsunuz.                               

                           

         —Eski yıllarda, köy ve kasabalarda halktan yol vergisi adı altında para toplanırdı, bu vergiyi ödeyecek gücün yoksa! Mutlaka bir kamu hizmetinde amelelik yapma zorunluluğu vardı. Sel taşkınlarına karşı kazma, kürekle hendek, kanal açma veya köy yollarının tamiratında, okul cami tamirat ve onarımlarında! Orman köylüsüysen ormanda, taş ocağı maden gibi kamuya ait işlerde çalışma mecburiyeti vardı. İşte bu vergiyi ödemeyip ağa nın kapısını çalanlar, ağaya borçlanıyorlardı. Ağa isterse affedebiliyordu. Sanıyorum bu vergiler menderes döneminde, Amerikan Marşal yardımları gelmeye başlayınca kaldırıldı.

         —Bölgemizde ağalık nasıl türemişti ona bakalım; Kırsal kesimde bazı uyanık geçinen gözü açıklar liderlik pozisyonuna soyunarak. Bir kaç cahili de arkalarına yandaş alarak başkalarını sindirmeye, halk üzerinde otorite kurmaya kalkıyorlardı. Kırsal alanlarda bu haksızlığı gören ve karşı çıkıp sivrilen kişilere ağa ben şehirden yeni geldim, kuman danımın(komutanın) sana selamı var al şu mektubu da ona ver der. O yıllarda vasıta ne gezer yalın yapıldak, çamur yağmur demeden şehrin yolunu tutar. Yolda mektubun içerisinde ne yazıyor diye merak edip açıp bakmaz. Kumandanla görüşeceğim sevinciyle karakolu bulur ve gönderilen zarfı takdim eder: Zarfın içerisinde’’Gönderdiğim zat anarşi yaratıyor, köyün asayişini bozuyor gereğinin yapılması’’Zavallı köylü vatandaş nezarete atılır haftalarca dövüldükten sonra hiç konuşmayacağına dair tövbe ettirilir ve salınır. Bi çarem yediği dayakla köyüne döner. O yıllarda insanlar böyle korkutularak sindiriliyorlardı.

         -Yine burada söz açılmışken  yaşadığım bir hadiseyi anlatayım!.Eskiden köylere jandarma(candarma) geldiği zaman tüm köylü köy meydanında toplanırlardı,herkes hizaya dizilir bir Allahın kulundan çıt çıkmazdı.Bende çocuğum ya, bir taşın üstünde oturmuş merakla kalabalığı izliyorum.Jandarmanın biri arkamdan gelip postalınla iki kez tekme vurmaz mı?canım çok yanmıştı,belim yerinden koptu sandım’’.Ateşin şiddetini kazan bilir’’ derler ya  işte o acıyı ben hiç unutamadım hep içimde uhde olarak kalmıştır.

         —Yeni yetişen gençlerimiz bu yazımı okuyunca pek inandırıcı bulmayabilirler! Çünkü bunlar geçmişte yaşanan şeylerdi. Ama günümüzde çok şeylerin değişmesi bizleri sevindiriyor. Bu gün ilçemizde olsun en üst kademdeki komutanın misafiri olup çayını kahvesini içiyorsun onunla her konuda konuşup sohbet edebiliyorsun. Karakollara gittiğinde sizleri güler yüzle karşılayan komutanları görünce pozitif enerji alıyorsunuz. Hatta sizleri kapıya kadar uğurluyorlar. Demokrasimizin yerleşmesi için bir takım zorlukların sıkıntıların yaşanması gerekiyordu bir bedel ödeyerek bu günlere gelinildi.

         —Küçüktüm ama dün gibi hatırlıyorum; Ne hikmetse Hacıağa mız köy halkından biri yeni bir traktör veya hacet aldığını duyduğunda çok sinirlenir. Çıldırır, çileden çıkardı. Modern adavetler tek benim kapımda bulunsun egosu vardı. Sizlerde takdir edersiniz ki kırsal alanlarda tarlalar genelde hisseli ve müşterektir. Ağa güçlü olduğu için hisse aldığı zaman toprağın tamamına el koyuyordu. İşte ağamızın esrarlı yükselişinin sırrı burada yatmaktaydı.

         —Bir önceki yazımın başında belirtmiştim; Ağa toprağını icarlayacak köylülere şart koşmuştu. Neydi şartı;’’Sana verdiğim toprağı genişleteceksin’’İşte en kötüsü buydu! Ya sağındaki yâda solundaki komşu köylüsüyle nizaya girecekti. Çok kavgalar oldu köylerde silahlar patladı, yaralananlar oldu. Ağa bıyık altından gülerek seyrederdi. Köylünün sonunda kafası dank ederdi ama iş işten geçmiş olurdu.

         —Köyün su şebekesi arızalanır, okulda tamirat gerekir, kışın fazla yağıştan yolu kapanır halk imece çalışması yaparak kazma küreklerle çalışırlardı. Caminin eksiklikleri olurdu ağamız hiç birine katkı sağlamazdı. Hayır, zekât gibi kavramlar onların dağarcığında yer almazdı.

         —Acı haber tez duyulurmuş derler ya! Bir gün ağa fazla köfte yemekten ölmüş dediler. Koca ağayı 19 kişiyle gömmüşler. Gerek köyden, gerekse cevre köylerden kimseler cenaze törenine katılmamışlar.20 Bin dekar arazinin sahibi bir bez parçasıyla toprağa konmuştu. Ağamız servetini bu dünyada bırakıp gitmişti.

         —Gönül isterdi ki! Ağamızın hayır hasenatlarından yazayım. Ölmeden önce adını yaşatacak bir eser bıraksaydı, arkasından dua edenler olacaktı. Bir hastane veya sağlık ocağı-veya bir okul-bir köprü-bir yol-bir cami-yaşlılara sığınma evi-çocuk esirgeme kurumuna katkı-kızılaya yardım-Mehmetçik vakfına bağış-çocuk parkı -çeşmeler yaptıracak imkana sahip olmasına rağmen?………            HALİM ÖZTOPRAK

 

 

 

 

YAŞAR AĞA!

 

Küçük Yumurtalık köyünde Yaşar Ağa (Bozdoğan) adında geniş toprak sahibi bir ağa var idi.

Ben Yaşar Ağca’nın son yıllarına şahit oldum. Yaşar ağa aynı zamanda Bölgedeki en büyük toprak sahibi Pasa Hacı Yılmaz’ın da kayınıdır.1928 yılında doğdu ve 1974 yılında vefat etti. Oğlu Mustafa 1998 yılında vefat etti .Kızı Raziye de İstanbul’da evlidir.

Çiftliğinde Ceylanlar, Tazı’ları, Deve kuşları ve Tavuz kuşları yaşardı. Yaşar Ağa kumar ve gece hayatına dadanmış en sonunda bütün malvarlığını kaybetmiş.

 Ailesi kendisini terk etmiş. Ceyhan’da bir otel odasında vefat etmişti.

Yöremizde Yaşar Ağa ile ilgili çok ilginç olaylar anlatılır. Ağa’nın gece canı kahve ister, hanımına kahve yapmasını söyler. Hanımı da ateş yok, der. Ağa da kağıt para verir ve “Al bununla pişir” der… Hanımı da Kâğıt para ile kahve pişirir.

 TRT. sanatçısı Ayşe İnak Ekiz’inde baba annesinin kardeşidir.

              KENAN DENİZ

 

 

 

 

MİLLİ EĞİTİM MÜFREDATI

 

İnsanlık tarihine bakıldığında, Laiklik milli egemenlik mücadelesi içinde ortaya çıkmıştır.

Kurtuluş savaşıyla bağımsızlığımızı kazandık, Atatürk devrimleri ile Laik bir cumhuriyet olduk, Laiklik bugün de milli egemenliğin olmazsa olmaz şartıdır.

Atatürk’ süz bilimi rehber edinmeyen, din referanslı eğitim gençliğimizi de geleceğimizi de karanlığa götürür.

Eğitimin birliği temel rehber kabul edilmelidir.

Laiklik milli egemenliğin en önemli ilkesidir, eğitim bilime dayalı olarak planlanmalıdır.

Okul öncesi eğitim özendirilmeli ve kesinlikle parasız olmalıdır.

Eğitim ana okuldan başlayarak, kesintisiz ve zorunlu 12 yıl olmalıdır.

Orta öğretim çok programlı şekilde düzenlenmeli, güçlü bir rehberlik sistemi altında, öğrencilerin yetenek ve eğilimleri izlenmelidir.

Öğrenciler istedikleri ve başarılı olabilecekleri alanlara ait lise türevine yönlendirilmeli.

Bütün eğitim-öğretim kademelerinde sanat, kültür ve spor etkinliklerine özel önem verilmelidir.

Tüm özel okullar ve özel üniversiteler kamulaştırılmalı, eğitimin birliği yasası içerisinde, milli bilimsel eğitim verilmelidir.

Üniversiteye giriş merkezi sınavla değil, öğrencinin yetenek ve eğilimlerine göre belirlenerek yerleşmeleri sağlanmalıdır.

Ayrıca öğretmenlik mesleği başarılı, yetenekli ve istekli gençlerimize açık tutulmalı, öğretmen yetiştirmede mutlaka plan ve program yapılmalıdır.

Bilimsel eğitime ayrılan bütçe yeterli miktarda olmalı, kısıtlama yapılmamalı, okullarımız çağın gerektirdiği koşullarda donatılmalıdır.

İşte bu ve benzeri imkanlar yaratıldığında, görülecek ki fikri hür, vicdanı hür nesiller yetişecek vatanımıza, milletimize yararlı olacaklardır.

MEHMET ATAMAN     

 

 

KELİKLERİM

 

Yeni jenerasyon gençlere Keliklerim dediğin zaman o da neymiş yahu diyerek peltir peltir gözünüze bakıyor. Kelik yarım asır öncesi 6 ila 15 yaşında çocuk ve gençlerin yanda metalden kitlesi bulunan ve çeşitli renklerde olan üst tarafı açık olup küçük bağlantıları bulunan lastikten yapılmış erkek çocuklarının giydiği ayakkabıydı.

Kelik yapılış itibarı ile basit bir giyecekti ama yarım asır öncesi çocuklar için en lüks ayakkabıydı. Onu giyebilmek için taki Ceyhan’a(Cahana) gidilmesi gerekirdi. Yarım asır önce malum at arabaları meşhurdu ve daha sonra Gazlı Fergusonlar  yerini alınca at arabaları çerçicilik te kullanılmaya başlandı..Zeytinbeli’nden merhum Mehmet Kıllı Emmi ve Küçük Yumurtalıktan (Gara İbiş) İbiş Evran Emminin Otobüsü vardı.

Söz konusu bu otobüsler eski ve hurda görünümünde olsalarda o dönemin en klas araçlarıydı. Önceleri otobüsler haftada bir Yumurtalık-Ceyhan seferi yaparken, Haftada üç gün, daha sonra haftanın her günü sabah Ceyhan’a gider ve Akşama doğru dönerdi. Otobüslerin saatini kaçırdığın an Irmak kıyısında Ticaret Borsasının karşısındaki otopark olarak işletilen yerde otobüs parkının içinde bir ertesi günü beklemek zorunluluğu vardı. Parası çok olanlar için Mustafa İşler oteli de yakın yerde idi.

Ulaşım araçların gıt ve az olduğu o yıllarda Babamız, Emmimiz veya Dayımız 15 günde veya bir ayda Ceyhan’a Ailenin giyecek ihtiyaçlarını almak için giderlerdi. Yiyecek demiyorum her aile kendi yiyeceğini kendi üretiyordu. Keliklerimizin kitlesi çabuk koptuğu için, sipariş için Aile büyüklerinin Ceyhan’a gitmesini dört gözle beklerdik.

Siparişler verildiği gün yeni keliklerimize kavuşmak için ikindi vaktinde köyün en tepe noktalarına çıkar İbiş Emminin Otobüsünün gelişini sabırsızlıkla bekler ve sonunda İbiş Emminin Otobüsünü değil de önce toz bulutunu görürdük. Taki toz duman arasında gelen otobüs köy meydanına yaklaştığında belirginleşirdi.

Keliklerimiz acar olduğu için o gün giymez, yattığımız yastığın yanına koyar sevinçle uyurduk. O yıllarda şimdiki gibi çeşit çeşit kunduralar yoktu. Ortaokula başladık da kundurayı gördük.

HALİM ÖZTOPRAK

 

 

 

 

 

Avatar fotoğrafı

Yumurtalik Haber

ABDUL HALİM ÖZTOPRAK (BİYOĞRAFİSİ) 1959 yılında Adana’nın Yumurtalık ilçesinde dünyaya gelen Abdul Halim Öztoprak, Yumurtalık Lisesinden mezun oldu. Uzun yıllardır yerel basın ve Ulusal basın, medya dünyasında aktif olarak görev yapan Öztoprak, gazetecilik mesleğine gönül vermiş, bölgesel ve ulusal mecralarda çeşitli yayınlara katkı sunmuştur. “Çukurovalılar Lobisi” dergisinin Yumurtalık temsilciliğini yapan ve burada makaleler kaleme alan Öztoprak, Posta ve Tan gazetelerinde de yazılar yazmıştır. Adana ve Ceyhan’da birçok yerel gazetede köşe yazarlığı yapmış, Mersin’de yayımlanan Çukurova yöresine yayın yapan Bölgesel Ekspres Gazetesi’nde haber muhabirliği görevinde bulunmuş. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun Adana, Mersin, Kadirli, Ankara ve İstanbul gibi çeşitli illerde düzenlediği gazetecilik ve fotoğrafçılık mesleği çalıştaylarına katılmış; TRT tarafından verilen televizyon haberciliği eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. Ceyhan CRT TV’de haber müdürlüğü ve açık oturum programları yapımcılığı görevlerini üstlenmiş, TEMA Vakfı Ceyhan İlçe Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Gazeteci Şahin Özer ile birlikte “İpek Yolu Yerel Haber Gazetesi”ni, çıkarmış ve sonrasında Yumurtalık yerel ve mülki idarecilerin teşvikiyle de “Yumurtalık Haber Postası Gazetesi”ni hayata geçirmiştir. Yumurtalık’ta 9 yıl süreyle TEMA Vakfı temsilciliği yaparak, erozyonla mücadele seminerleri düzenlemiş, okullarla birlikte ağaç dikim etkinliklerine öncülük etmiştir. İlçe genelinde yaklaşık yüz binin üzerinde Fıstık çamı,keçi boynuzu,kral ağacı,Palmiye,zeytin ve okalüptüs fidanını toprakla buluşturmuştur. Tema Vakfı olarak ilçe Kaymakamlığı ve belediye Başkanlığı ile birlikte endemik bitki kum zambaklarının üremesi için korumaya alınmaları konusunda büyük çaba harcamıştır. İlçede çeşitli STK, vakıf, kooperatif ve derneklerde görev almış; 3 yıl boyunca düzenlenen “Kültür ve Turizm Festivali” organizasyonlarında da etkin rol oynamıştır. Kültürel mirasa da büyük katkılar sağlayan Öztoprak, “Toroslardan Yumurtalık’a Şiir Esintileri” programı ile Çukurovalı âşıkları ve şairleri Yumurtalıkta bir araya getirmiştir. Anadolu Ajansı, TRT ve İhlas Haber Ajansı gibi kuruluşların ilçe muhabirliğini yapan Abdul Halim Öztoprak; binlerce yazılı ve görsel habere imza atmıştır. Yumurtalık’ta bulunan Okenaios, Poseidon, Hippocampus ve Eros mozaiklerinin gün yüzüne çıkarılması ve kamuoyuna tanıtılması konusunda öncülük etmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığının,Bölgemizdeki üniversiteler ile “Çukurovanın Tarihi” konulu konferanslara katılmış ve Yumurtalık, Karataş ilçelerinde Turizmin geliştirilmesi ile ilğili Kültür ve Turizm Bakanlığının çalıştaylarında görev almıştır. Ayrıca bir dönem Ceyhan Aktif Gazeteciler Derneğinin ikinci başkanlığını da yapmış olan ve gazeteciliği bir kamu hizmeti olarak gören Abdul Halim Öztoprak, Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti’nin Adana Yumurtalık İlçe Başkanı olarak görevine devam etmektedir.

İlgili Gündem HaberleriTümü

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir