YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEGERLERİ BÖLÜM;4
YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEGERLERİ
BÖLÜM;4
YUMURTALIK İLÇESİ’NİN HALK EDEBİYATI
Ağıt; “Halk şiirinde ölen bir kişinin ardından söylenen, onun meziyetlerini belirten, ölümünden duyulan üzüntüleri dile getiren şiirlerdir.” Divan edebiyatında mersiyeler durumundadır.[1]
Bunların menşeini eski Türklerdeki ölenin ardından ayin yapma adetine, yani “yuğ törenleri”ne kadar götürebiliriz. Bugünde Doğu ve Orta ve Güney Anadolu’da ölü için ağıt yakmak geleneği vardır. Belli bir zaman içinde ölü evine gelen herkes, bilhassa halk şiiri geleneğine yabancı olmayanlar, duygularını şiir halinde anlatır. Yalanda olsa içten ağlamasa da ağlarlar. Böyle yakılan ağıtlar tam anonimlik özelliğine sahiptir. Daha ilk söyleyenin ağzından çıkarken öteki ağıtlara büyük ölçüde malzeme verir. Halk şairleri de ağıtlar söylemişlerdir. Bunların öteki anonim ağıtlardan farkı belli kişilerin eseri olmasıdır. Aşıklar daha çok, ölümü çevresinde yankılar uyandıran kimseler için ağıt söylemişlerdir. Delikanlı iken veya yeni evli iken ölenler, bir hileye bir düzene kurban gidenler, ölümleri bir ailenin veya zümrenin yıkımına sebep olanlar gibi. Halk şairleri sel, zelzele, salgın hastalıkları gibi büyük felaketler için yazılan şiirlere de ağıt adını vermektedir.[2]
Ağıtlarda halkımızın kültürü geçmişi saklıdır. Bir kısmı yüz, yüz elli yıl öncesini anlatan bu ağıtlarda bazen Göktürk yazıtlarında görüldüğü gibi bir sesleniş, bazen Dede Korkut Hikayelerinde olduğu gibi yiğitçe bir haykırış vardır.
Anadolu’da söylenen her türkünün olduğu gibi her ağıdın da bir öyküsü vardır. Halk hissettiğini gönlüyle söyler. Ölen kişinin yakınları sevenleri yürek acısıyla çırpınarak söyledikleri feryatlarıdır. Ağıtlar genellikle ölen kişinin, yakılan kişinin adıyla bilinir. Halk kültürümüzde bu işi yapan meşhur ağıtçılarımız bulunmaktadır. Genelde ağıda bunlar çağrılır yakılır. Ama bir acılı anne bir ciğeri yanmış yar, bir baba bunlardan geri kalmaz yürekleri ortaya koyup içini dökerler. Öykülerini de zaten ağıtların içerisinden bulmak mümkündür.
GARA’NIN AĞIDI
Sereme sereme seremediler
Mezarı olduğunda
Bir yılandan adam ölür mü
Karamış kara dirler
Yüce dağdan sallıydı
Bizi buldu bu dert
Zeytinbeli hep döküldü
Vermedi felek vermedi.
(K.Ş. Songül KAÇAK, 65)
SUNA KIZIN AĞIDI
Suna kızım suna kızım
Ağ elleri kınalı kızım
Niye beni sevmez misin
Dargın mısın bana a kızım
Yokluğun bizi hüseyinimi yakmış
Kurban olam acı ölüm
Kızımızı bizden ayırma
Suna kızım suna kızım
Yağmur yağar yer ıslanır.
Guzun toprakla beslenir.
Seni soran herkes sana seslenir
Yavrularını öksüz bırakıp gittin
(K.Ş. Songül KAÇAK, 65)
AĞIT
9 oğlum vuruldu
9 da kazan kuruldu
Düşman başına vermesin
9’u birden kırıldı.
9 tane var yiğidim
Derdi deldi geçti bağrımı
Borcum var üstüne benim olursa
Yürekten keserim guzum vay
Borcum var aman Osmanım
Hani Hallim uslanım
Düşmanların saz çalıyor
Nerdesin guzum ses verin. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
AĞIT
Dışarıda sattılar gülleri
Şekerden tatlı dilleri
Elin elime kavuşamadı
Bu garip yiğidin ne olur halleri
Sevdiğine kavuşamaz
Ne olur bu garip yiğidin halleri
Soldu artık gülleri
Ne olur bu garip yiğidin halleri
Uzun boyun göremedim
Evvel bize çok gelirdin
Gittin uğramaz oldun
Ne olur bu garip yiğidin halleri
Benden yana varırsan
Anan bana darılır
İki tane hastalık bacağımdan sarılır
Ne olur bu garip yiğidin halleri
Çardağa çıkmış uyumuş
Helkesi dolu su imiş.
Zeytinbeli Zeytinbeli
Benimde görün ölümü
(K.Ş.Songül KOÇAK, 65)
TRAKTÖR ALTINDA KALAN SARI OSMAN’IN AĞIDI
El işine diktin direk
Buna dayanır mı yürek
Kalemlinin sinesine
Kanlar akmış süre süre
Gözlerin kör ola motor
Bir gün çekmedi yasını
Guzum benim geçti gitti
Sayıklar yetimlerin seni
Tarlasına vardımıdın
Üzerine çökmüş motor
Nideyim Sarı Osmanım
Buralarda yetim kızların
Gözlerin kör ola motor
Bir gün çekmemiş yasını
Kuzum dereye düşmüş
Tahir duymuş sesini
Tarlasına vardımıdın
Orasıda vermiş mozlak
İnce belli sarı Osmanlım
Orası da vermiş mozlak
Cadanalım hazel oğlum
Mehmet ile gezer
Biri sarı biri kara
Oğlum Mehmedinden güzel
Osmanım Mehmedinden güzel
Anan muradın alasın
Ben böyle ölüm görmedim
Aya gövdesinden ayrı
(K.Ş. Osman ŞOSE, 50)
AĞIT
Bir fincandan da kahve içtim
Öldüm öldüm kusamadım
Telli kunduramı giyip
Direm direm basamadım
Arabayı yer ettiler
Üstüne kilim örttüler
Ölüm haberini ilettiler
Kalem kitap okuttular. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
AĞIT
Sabahınan cumburluna biniyrodum bir hoppalının
Düşman başına vermesin kanlı pırtılı sohpalının
Vurmasına gam tutdurdum görenler yerinsin diye
Vurmasına gam tutturdum kalbi yere gelsin diye
Önüne koyup vurdurturdum görenler bayılsın diye (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
KARPUZ TARLASINDA YILDIRIMDAN ÖLEN SALİH’İN AĞIDI
Yatağını da bir savana sardılar.
Karpuz tarlasına hemen vardılar
Bir hevesle gitti ölü buldular
Muradı koynunda kaldı Salihin
Salih başına yıldırım düşmüş
Her tarafı yanmış pişmiş börtlemiş
Simsiyah olupta boğazı şişmiş
Muradı koynunda kaldı Salihin
Giderim giderim nerde kaldırım
Orda Salihime düşmüş yıldırım
Hekime savcıya tezce bildirni
Muradı koynunda kaldı Salihin
Elinde radyosu hala çalıyor
Arkadaşları başucunda ağlıyor
Ecel çevirmiş ya orda buluyor
Muradı koynunda kaldı Salihin
Acı haber gelip köye yayıldı
Salih ölmüş diyen yol koyuldu
Anası da düşüp bayıldı
Muradı koynunda kaldı Salihin
İki köye birden kazıldı mezar
Oturmuş Osman’ın dertlenip yazar
Kaderin yazdığını Allah’ım bozar
Şu yalan dünyadan göçtü Salihim
Koca Zeytinbeli yollara düştü
Böyle bir acıya aklımız şaştı
Şösen Osman’da söyleyip coştu
Allah’ın rahmetinde göçtü Salihim
(K.Ş. Osman ŞOSE, 50)
ASKERİ ÖĞRENCİ İSMAİL’İN ANNESİ,ŞEMŞİ FİLİK AĞIDI
Adana’ya vardımıdı
Var oğlumun koğuşlar
Acep bana gösterir mi?
Başındaki çavuşları
Adana’ya vardımıdı
Trampetten tatlı öter
Küçücükken asker ettim
Kuzum koğuşunda yatar
Hoş geldin hacı dayısı
Biz olduk başı kayısı
Kızlarıma gıran girsin
Oğlum hepsinin iyisi
Tarlalarda ot yolarım
Ayak yalın başım kavak
Allah sabrımı versin
Uzun gece olmaz sabah
Kurban olam Cennet bacı
Vurdum başıma başıma
Beni kuzuma salarsan
Kurban olurum eşine
Gada’ullım Müzeyyen gelin
Görümceni verme ele
Dam dolusu selam salmış (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)
GARA’NIN AĞIDI
Ben beylerin bacısıyım
Altımda atım yalaklar
Cenazeni gılsın Garam
Şu göğlerdeki Melekler
Gani ağa Gani ağa
Al mantını çekik dağa
Aslanı çakallar boğmuş
Derelerde guva guva
Dem tutturdum guyuyunan
Garam yundu suyuyunan
Get de görüş efendioğlun
Adanada Viliyinen
Dem tutturdum nicesine
Garbi yelin deysin deyi
Aslan Garam harbediyor
Emmilerim gelsin deyi
Datlı efendi datlı efendi
İzin verde getireyim
Guma fazla beklemişler
Yatağına yatırayım
Zeytinbeli ot oynağı
Zifirden firek köyneği
Sefil anan düğün kurmuş
Garam oynasın deyi
Hele mezar mezara
Mezarın otu bozmara
Varın söyleyin göğcelere
Gızım çeksinler bazara
Oğlu olan öğünmesin
Olmayanlar yerinmesin
Şu garamın akranları
Gözlerime görünmesin
Tekerek garam tekerek
Laf verir yaşın çekerek
Düşünlerde oynar oyun
Cöbüne mendil sokarak (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)
İNCE HACININ AĞIDI
İşte geldim mezerine
Ağlıyorum üzerine
Emmilerim düğün kurmuş
Adananın pazarına
Şu işliği görüyon mu_
Bedenine dar geliyor
Benim için öldürdüler
Namusuma ar geliyor
Yanıyorum yanıyorum
Gökte bulut dönüyorum
Nereden bir atlı çıksa
İnce Hacım sanıyorum
Yürüdü tutarlı uşağı
Kuşanın gayret kuşağı
Benim arkam çok diyordun
Hani emmiyin uşağı
Tatarlının söğütleri
Top top olup bitti mi ola
Avın almış İnce Hacı’m
Muradına yettim ola
Kadın alayım Uraşan
Deli olur bu derde düşen
Ulaş beri gel kayınım
Hacımın hali perişan
Adananın döleğinde
Bizim uşak oymağınan
Hacım kaçkın gece gelir
Kahvaltı yer kaymağınan
Çıkıntı derende burnuna
Beni de aldı terkiye
Uraşana el ediyor
Ulaşın diyor bakiye
Şu dağlara karlar yağdı
Çalılar boyunun eğdi
Öyle deme kele bacım
Gitti geldi yol eyledi
Düşman gelir katar katar
Hacım kolun bir hoş atar
Altı patın topu dönse
Hacım bir orduya yeter
Gayrı canımdan usandım
Obalar vuruyor sözüi
Topuğumdan kurşun değil
Görmesin Hacım gözü
Üzüm kara üzüm kara
Salkımları düzüm kara
Buna düşman kızı derler
Garardımdan yüzüm karar
Kıyık İnce Hacım kıyık
Ağ dudakta sümbül bıyık
Onu aldı doydu mu ola
Tatarlı da koca büyük
Belinde hama kuşağı
Şuna canım kaynamaz mı?
Nerede bir düğün görse
İnce Hacım oynamaz mı?
Zöhrenin gözü sürmeli
Hacıya öğüt vermeli
Yüreği yangın hacımın
Binboğadan kar salmadı. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
AĞIT
Gadan alırım Hürü Dezze
Çıkıları kim çezecek
Öldüğüme yanamıyom
Kasım öksüz kim bakacak
Şu evimin yılığına
Bakın benim soluğuma
Muradım garnımda galdı
Koku dökün beliğime
Uzun yollara gittim de
Çamlarını keser hızar
Karakol bebek ister
Memlekette çifte mezar (K.Ş. Ayşe YALÇIN, 70)
AĞIT
Yarenleri, yoldaşları, konuları, komşuları
Mezarını eller deşmez, yok mu idi gardaşları
Nereye geldik çaylı kızı
Gelsin de burada otursun
Gelin küsmüş gidiyor
Getsin de onu getirsin. (K.Ş. Ahmet YILMAZ, 54)
AĞIT
Kapısında badem ağacı hele dalına dalına
Gelin bizi unutmamış gelir salına salına
Gadan alıyım gelin Zeytinbeli senin elin
Kırılasıca kolların beşik sallamamış gelin
Beşir babam kız Beşir
Aklını başına devşir
Ayastan düğürcün gelmiş
Kalk bacım gayfeni pişir. (K.Ş. Ganime YILMAZ, 80)
Türkçe aklamak, övmek, medh-ü sena etmek, şükretmek, hamdetmek kökünden gelen ve Kaşgarlı Mahmut tarafından Hz. Peygambere getirilen salavat anlamında da kullanılan alkış kelimesi bugün sadece el çırpmak suretiyle ifade edilen takdir göstergesinin adı olarak kullanılmaktadır. Türk İslam tarihinde ise devlet büyüklerine karşı törenlerde söylenen övgü, şükür ve iyi dilek sözlerine alkış adı verilmiştir. Folklorik olarak alkış halk dilinde dua niteliğindeki sözlerdir. Bu sözlerin pek çoğu halkın duyuşunu, düşünüşünü ifade eder. Bilindiği gibi Dede Korkut Hikayelerinde de alkış örnekleri bulunmaktadır. Alkış ile dua aslında ayrılabilir. Ancak bu iki ürüne folklorik olarak bakıldığında aynı sınıfta incelemek gerekir. [3]
Kargış ise Türkçe sözlükte; “Kargışlamak işi veya bu amaçla söylenen sözler, lanet, telin, beddua” olarak tanımlanmaktadır. Alkış ve kargışlara kimi zaman dua, beddua dendiği de olmaktadır.[4]
Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi ilçemizde de duygu ve düşünceleri, hisleri ifade de dua ve bedduadan yararlanılmıştır. Halk bünyesine yerleşmiştir.
GENÇLER İÇİN DUA VE ALKIŞLAR
Gençlerin sevdiğine kavuşması ve hayatta başarılı olması temennisi ifade eden alkışlardır. Bunlar:
Allah göynü muradını versin
Allah ne muradın varsa vesin
Allah istediğine kavuştursun
Allah sevdiğine kavuştursun
Allah tuttuğunu altın etsin
Allah sevdiğin kıza nasip etsin
Allah başlı gelinler ola (İyiliği görülen kızlara yapılan dualardır)
Allah başarılar versin
Allah zihin açıklığı versin
Allah özendiğini versin
Başın pınar olsun, ayağın göl olsun
Allah doğru yola götürsün
Başına ak günler doğsun
YOLCU UĞURLAMA ALKIŞLARI
Ben sana yolladım. Allah’a emanet
Allah kavuştursun
Allah yol akkınlığı versin
Sen bana yolla sağ selamet, ya rabbim
Allah yolunu açık etsin
Allah göğsü merhametli kullarla görüştürsün
Allah kazalardan belalardan korusun
Su gibi git, su gibi gel
Salcalan gidin. Salcalan gelinl. (Sağlıcakla gidin, sağlıcakla gelin anlamındadır)
Oralar mekanın, buralar dikenin olsun. (Gelin kızı uğurlarken söylenen alkıştır.)
[1] Dilçin, Cem, a.g.e., s. 340.
[2] Güzel, Abdurrahman, a.g.e., s. 374.
[3] İslam Ansiklopedisi, C.II, İstanbul 1989, s. 470.
[4] Türkçe Sözlük, C.II, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara 1988, s. 799.