İçeriğe Geç
05 Eylül 2026, Cumartesi
SON DAKİKA
Mustafa Denizhan Türker Yumurtalık Esnaf ve Sanatkârlar Kooperatifine Adaylığını AçıkladıYUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEGERLERİ BÖLÜM;4ADANABÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN YUMURTALIK İLÇESİNDE CEM SARAÇ KONSERİYUMURTALIK İLÇESINE EMEKLİLER LOKALİ AÇILDIYUMURTALIK(AYAS)ANTİK KENTİNDE YAPILAN KAZILARDA 10.ADET KAYA MEZARLARI GÜNİŞİĞİNA ÇIKARILDIYUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHCESİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM: 3YUMURTALIK’IN TARİHCESİ BÖLÜM-2ENERJİ BAKANI ALPASLAN BAYRAKTAR”CEYHAN’I ROTTERDAM YAPABİLİRİZ”YUMURTALIK İLÇESİNİN TARİHÇESİYUMURTALIK BELEDİYESİNDE KALDIRIM ÇALIŞMALARI HIZ KAZANDIBaşkan Erdinç Altıok: “Daha temiz ve yaşanabilir bir Yumurtalık için çalışıyoruz”
Genel

YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEGERLERİ BÖLÜM;4

Avatar fotoğrafı Yumurtalik Haber · · 12 dakika okuma · 15
YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEGERLERİ   BÖLÜM;4

YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEGERLERİ

 

 

BÖLÜM;4

 

 

YUMURTALIK İLÇESİ’NİN HALK EDEBİYATI

AĞIT

 

Ağıt; “Halk şiirinde ölen bir kişinin ardından söylenen, onun meziyetlerini belirten, ölümünden duyulan üzüntüleri dile getiren şiirlerdir.” Divan edebiyatında mersiyeler durumundadır.[1]

Bunların menşeini eski Türklerdeki ölenin ardından ayin yapma adetine, yani “yuğ törenleri”ne kadar götürebiliriz. Bugünde Doğu ve Orta ve Güney Anadolu’da ölü için ağıt yakmak geleneği vardır. Belli bir zaman içinde ölü evine gelen herkes, bilhassa halk şiiri geleneğine yabancı olmayanlar, duygularını şiir halinde anlatır. Yalanda olsa içten ağlamasa da ağlarlar. Böyle yakılan ağıtlar tam anonimlik özelliğine sahiptir. Daha ilk söyleyenin ağzından çıkarken öteki ağıtlara büyük ölçüde malzeme verir.  Halk şairleri de ağıtlar söylemişlerdir. Bunların öteki anonim ağıtlardan farkı belli kişilerin eseri olmasıdır. Aşıklar daha çok, ölümü çevresinde yankılar uyandıran kimseler için ağıt söylemişlerdir. Delikanlı iken veya yeni evli iken ölenler, bir hileye bir düzene kurban gidenler, ölümleri bir ailenin veya zümrenin yıkımına sebep olanlar gibi. Halk şairleri sel, zelzele, salgın hastalıkları gibi büyük felaketler için yazılan şiirlere de ağıt adını vermektedir.[2]

Ağıtlarda halkımızın kültürü geçmişi saklıdır. Bir kısmı yüz, yüz elli yıl öncesini anlatan bu ağıtlarda bazen Göktürk yazıtlarında görüldüğü gibi bir sesleniş, bazen Dede Korkut Hikayelerinde olduğu gibi yiğitçe bir haykırış vardır.

Anadolu’da söylenen her türkünün olduğu gibi her ağıdın da bir öyküsü vardır. Halk hissettiğini gönlüyle söyler. Ölen kişinin yakınları sevenleri yürek acısıyla çırpınarak söyledikleri feryatlarıdır. Ağıtlar genellikle ölen kişinin, yakılan kişinin adıyla bilinir. Halk kültürümüzde bu işi yapan meşhur ağıtçılarımız bulunmaktadır. Genelde ağıda bunlar çağrılır yakılır.  Ama bir acılı anne bir ciğeri yanmış yar, bir baba bunlardan geri kalmaz yürekleri ortaya koyup içini dökerler. Öykülerini de zaten ağıtların içerisinden bulmak mümkündür.

 

GARA’NIN AĞIDI

 

Sereme sereme seremediler

Mezarı olduğunda

Bir yılandan adam ölür mü

Karamış kara dirler

 

Yüce dağdan sallıydı

Bizi buldu bu dert

Zeytinbeli hep döküldü

Vermedi felek vermedi.

(K.Ş. Songül KAÇAK, 65)

 

SUNA KIZIN AĞIDI

 

Suna kızım suna kızım

Ağ elleri kınalı kızım

Niye beni sevmez misin

Dargın mısın bana a kızım

 

Yokluğun bizi hüseyinimi yakmış

Kurban olam acı ölüm

Kızımızı bizden ayırma

Suna kızım suna kızım

 

Yağmur yağar yer ıslanır.

Guzun toprakla beslenir.

Seni soran herkes sana seslenir

Yavrularını öksüz bırakıp gittin

 

(K.Ş. Songül KAÇAK, 65)

 

AĞIT

 

9 oğlum vuruldu

9 da kazan kuruldu

Düşman başına vermesin

9’u birden kırıldı.

 

9 tane var yiğidim

Derdi deldi geçti bağrımı

Borcum var üstüne benim olursa

Yürekten keserim guzum vay

 

Borcum var aman Osmanım

Hani Hallim uslanım

Düşmanların saz çalıyor

Nerdesin guzum ses verin. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

AĞIT

 

Dışarıda sattılar gülleri

Şekerden tatlı dilleri

Elin elime kavuşamadı

Bu garip yiğidin ne olur halleri

 

Sevdiğine kavuşamaz

Ne olur bu garip yiğidin halleri

Soldu artık gülleri

Ne olur bu garip yiğidin halleri

 

Uzun boyun göremedim

Evvel bize çok gelirdin

Gittin uğramaz oldun

Ne olur bu garip yiğidin halleri

 

Benden yana varırsan

Anan bana darılır

İki tane hastalık bacağımdan sarılır

Ne olur bu garip yiğidin halleri

 

Çardağa çıkmış uyumuş

Helkesi dolu su imiş.

Zeytinbeli Zeytinbeli

Benimde görün ölümü

(K.Ş.Songül KOÇAK, 65)

 

TRAKTÖR ALTINDA KALAN SARI OSMAN’IN AĞIDI

 

El işine diktin direk

Buna dayanır mı yürek

Kalemlinin sinesine

Kanlar akmış süre süre

 

Gözlerin kör ola motor

Bir gün çekmedi yasını

Guzum benim geçti gitti

 Sayıklar yetimlerin seni

 

Tarlasına vardımıdın

Üzerine çökmüş motor

Nideyim Sarı Osmanım

Buralarda yetim kızların

 

Gözlerin kör ola motor

Bir gün çekmemiş yasını

Kuzum dereye düşmüş

Tahir duymuş sesini

 

Tarlasına vardımıdın

Orasıda vermiş mozlak

İnce belli sarı Osmanlım

Orası da vermiş mozlak

 

 

Cadanalım hazel oğlum

 Mehmet ile gezer

Biri sarı biri kara

Oğlum Mehmedinden güzel

 

Osmanım Mehmedinden güzel

Anan muradın alasın

Ben böyle ölüm görmedim

Aya gövdesinden ayrı

 (K.Ş. Osman ŞOSE, 50)

 

AĞIT

 

Bir fincandan da kahve içtim

Öldüm öldüm kusamadım

Telli kunduramı giyip

Direm direm basamadım

 

Arabayı yer ettiler

Üstüne kilim örttüler

Ölüm haberini ilettiler

Kalem kitap okuttular. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

AĞIT

 

Sabahınan cumburluna biniyrodum bir hoppalının

Düşman başına vermesin kanlı pırtılı sohpalının

Vurmasına gam tutdurdum görenler yerinsin diye

Vurmasına gam tutturdum kalbi yere gelsin diye

Önüne koyup vurdurturdum görenler bayılsın diye (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

 

KARPUZ TARLASINDA YILDIRIMDAN ÖLEN SALİH’İN AĞIDI

 

Yatağını da bir savana sardılar.

Karpuz tarlasına hemen vardılar

Bir hevesle gitti ölü buldular

Muradı koynunda kaldı Salihin

 

Salih başına yıldırım düşmüş

Her tarafı yanmış pişmiş börtlemiş

Simsiyah olupta boğazı şişmiş

Muradı koynunda kaldı Salihin

 

Giderim giderim nerde kaldırım

Orda Salihime düşmüş yıldırım

Hekime savcıya tezce bildirni

Muradı koynunda kaldı Salihin

 

Elinde radyosu hala çalıyor

Arkadaşları başucunda ağlıyor

Ecel çevirmiş ya orda buluyor

Muradı koynunda kaldı Salihin

 

Acı haber gelip köye yayıldı

Salih ölmüş diyen yol koyuldu

Anası da düşüp bayıldı

Muradı koynunda kaldı Salihin

 

İki köye birden kazıldı mezar

Oturmuş Osman’ın dertlenip yazar

Kaderin yazdığını Allah’ım bozar

Şu yalan dünyadan göçtü Salihim

 

Koca Zeytinbeli yollara düştü

Böyle bir acıya aklımız şaştı

Şösen Osman’da söyleyip coştu

Allah’ın rahmetinde göçtü Salihim

(K.Ş. Osman ŞOSE, 50)

 

ASKERİ ÖĞRENCİ İSMAİL’İN ANNESİ,ŞEMŞİ FİLİK AĞIDI

 

Adana’ya vardımıdı

Var oğlumun koğuşlar

Acep bana gösterir mi?

Başındaki çavuşları

 

Adana’ya vardımıdı

Trampetten tatlı öter

Küçücükken asker ettim

Kuzum koğuşunda yatar

 

Hoş geldin hacı dayısı

Biz olduk başı kayısı

Kızlarıma gıran girsin

Oğlum hepsinin iyisi

 

Tarlalarda ot yolarım

Ayak yalın başım kavak

Allah sabrımı versin

Uzun gece olmaz sabah

 

Kurban olam Cennet bacı

Vurdum başıma başıma

Beni kuzuma salarsan

Kurban olurum eşine

 

Gada’ullım Müzeyyen gelin

Görümceni verme ele

Dam dolusu selam salmış (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

 

 

 

GARA’NIN AĞIDI

 

Ben beylerin bacısıyım

Altımda atım yalaklar

Cenazeni gılsın Garam

Şu göğlerdeki Melekler

 

Gani ağa Gani ağa

Al mantını çekik dağa

Aslanı çakallar boğmuş

Derelerde guva guva

 

Dem tutturdum guyuyunan

Garam yundu suyuyunan

Get de görüş efendioğlun

Adanada Viliyinen

 

Dem tutturdum nicesine

Garbi yelin deysin deyi

Aslan Garam harbediyor

Emmilerim gelsin deyi

 

Datlı efendi datlı efendi

İzin verde getireyim

Guma fazla beklemişler

Yatağına yatırayım

 

Zeytinbeli ot oynağı

Zifirden firek köyneği

Sefil anan düğün kurmuş

Garam oynasın deyi

 

 

Hele mezar mezara

Mezarın otu bozmara

Varın söyleyin göğcelere

Gızım çeksinler bazara

 

Oğlu olan öğünmesin

Olmayanlar yerinmesin

Şu garamın akranları

Gözlerime görünmesin

 

Tekerek garam tekerek

Laf verir yaşın çekerek

Düşünlerde oynar oyun

Cöbüne mendil sokarak (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

 

İNCE HACININ AĞIDI

 

İşte geldim mezerine

Ağlıyorum üzerine

Emmilerim düğün kurmuş

Adananın pazarına

 

Şu işliği görüyon mu_

Bedenine dar geliyor

Benim için öldürdüler

Namusuma ar geliyor

 

Yanıyorum yanıyorum

Gökte bulut dönüyorum

Nereden bir atlı çıksa

İnce Hacım sanıyorum

 

Yürüdü tutarlı uşağı

Kuşanın gayret kuşağı

Benim arkam çok diyordun

Hani emmiyin uşağı

 

Tatarlının söğütleri

Top top olup bitti mi ola

Avın almış İnce Hacı’m

Muradına yettim ola

 

Kadın alayım Uraşan

Deli olur bu derde düşen

Ulaş beri gel kayınım

Hacımın hali perişan

 

Adananın döleğinde

Bizim uşak oymağınan

Hacım kaçkın gece gelir

Kahvaltı yer kaymağınan

 

Çıkıntı derende burnuna

Beni de aldı terkiye

Uraşana el ediyor

Ulaşın diyor bakiye

 

Şu dağlara karlar yağdı

Çalılar boyunun eğdi

Öyle deme kele bacım

Gitti geldi yol eyledi

 

Düşman gelir katar katar

Hacım kolun bir hoş atar

Altı patın topu dönse

Hacım bir orduya yeter

 

Gayrı canımdan usandım

Obalar vuruyor sözüi

Topuğumdan kurşun değil

Görmesin Hacım gözü

 

Üzüm kara üzüm kara

Salkımları düzüm kara

Buna düşman kızı derler

Garardımdan yüzüm karar

 

Kıyık İnce Hacım kıyık

Ağ dudakta sümbül bıyık

Onu aldı doydu mu ola

Tatarlı da koca büyük

 

Belinde hama kuşağı

Şuna canım kaynamaz mı?

Nerede bir düğün görse

İnce Hacım oynamaz mı?

 

Zöhrenin gözü sürmeli

Hacıya öğüt vermeli

Yüreği yangın hacımın

Binboğadan kar salmadı. (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

AĞIT

 

Gadan alırım Hürü Dezze

Çıkıları kim çezecek

Öldüğüme yanamıyom

Kasım öksüz kim bakacak

 

Şu evimin yılığına

Bakın benim soluğuma

Muradım garnımda galdı

Koku dökün beliğime

 

Uzun yollara gittim de

Çamlarını keser hızar

Karakol bebek ister

Memlekette çifte mezar (K.Ş. Ayşe YALÇIN, 70)

 

AĞIT

 

Yarenleri, yoldaşları, konuları, komşuları

Mezarını eller deşmez, yok mu idi gardaşları

Nereye geldik çaylı kızı

Gelsin de burada otursun

Gelin küsmüş gidiyor

Getsin de onu getirsin. (K.Ş. Ahmet YILMAZ, 54)

 

AĞIT

 

Kapısında badem ağacı hele dalına dalına

Gelin bizi unutmamış gelir salına salına

Gadan alıyım gelin Zeytinbeli senin elin

Kırılasıca kolların beşik sallamamış gelin

 

Beşir babam kız Beşir

Aklını başına devşir

Ayastan düğürcün gelmiş

Kalk bacım gayfeni pişir. (K.Ş. Ganime YILMAZ, 80)

 

 

ALKIŞ VE KARGIŞLAR

 

Türkçe aklamak, övmek, medh-ü sena etmek, şükretmek, hamdetmek kökünden gelen ve Kaşgarlı Mahmut tarafından Hz. Peygambere getirilen salavat anlamında da kullanılan alkış kelimesi bugün sadece el çırpmak suretiyle ifade edilen takdir göstergesinin adı olarak kullanılmaktadır. Türk İslam tarihinde ise devlet büyüklerine karşı törenlerde söylenen övgü, şükür ve iyi dilek sözlerine alkış adı verilmiştir. Folklorik olarak alkış halk dilinde dua niteliğindeki sözlerdir. Bu sözlerin pek çoğu halkın duyuşunu, düşünüşünü ifade eder. Bilindiği gibi Dede Korkut Hikayelerinde de alkış örnekleri bulunmaktadır. Alkış ile dua aslında ayrılabilir. Ancak bu iki ürüne folklorik olarak bakıldığında aynı sınıfta incelemek gerekir. [3]

Kargış ise Türkçe sözlükte; “Kargışlamak işi veya bu amaçla söylenen sözler, lanet, telin, beddua” olarak tanımlanmaktadır. Alkış ve kargışlara kimi zaman dua, beddua dendiği de olmaktadır.[4]

Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi ilçemizde de duygu ve düşünceleri, hisleri ifade de dua ve bedduadan yararlanılmıştır. Halk bünyesine yerleşmiştir.

 

GENÇLER İÇİN DUA VE ALKIŞLAR

 

Gençlerin sevdiğine kavuşması ve hayatta başarılı olması temennisi ifade eden alkışlardır. Bunlar:

Allah göynü muradını versin

Allah ne muradın varsa vesin

Allah istediğine kavuştursun

Allah sevdiğine kavuştursun

Allah tuttuğunu altın etsin

Allah sevdiğin kıza nasip etsin

Allah başlı gelinler ola (İyiliği görülen kızlara yapılan dualardır)

Allah başarılar versin

Allah zihin açıklığı versin

Allah özendiğini versin

Başın pınar olsun, ayağın göl olsun

Allah doğru yola götürsün

Başına ak günler doğsun

 

YOLCU UĞURLAMA ALKIŞLARI

 

Ben sana yolladım. Allah’a emanet

Allah kavuştursun

Allah yol akkınlığı versin

Sen bana yolla sağ selamet, ya rabbim

Allah yolunu açık etsin

Allah göğsü merhametli kullarla görüştürsün

Allah kazalardan belalardan korusun

Su gibi git, su gibi gel

Salcalan gidin. Salcalan gelinl. (Sağlıcakla gidin, sağlıcakla gelin anlamındadır)

Oralar mekanın, buralar dikenin olsun. (Gelin kızı uğurlarken söylenen alkıştır.)

 

 

[1] Dilçin, Cem, a.g.e., s. 340.

[2] Güzel, Abdurrahman, a.g.e., s. 374.

[3] İslam Ansiklopedisi, C.II, İstanbul 1989, s. 470.

[4] Türkçe Sözlük, C.II, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara 1988, s. 799.

Avatar fotoğrafı

Yumurtalik Haber

ABDUL HALİM ÖZTOPRAK (BİYOĞRAFİSİ) 1959 yılında Adana’nın Yumurtalık ilçesinde dünyaya gelen Abdul Halim Öztoprak, Yumurtalık Lisesinden mezun oldu. Uzun yıllardır yerel basın ve Ulusal basın, medya dünyasında aktif olarak görev yapan Öztoprak, gazetecilik mesleğine gönül vermiş, bölgesel ve ulusal mecralarda çeşitli yayınlara katkı sunmuştur. “Çukurovalılar Lobisi” dergisinin Yumurtalık temsilciliğini yapan ve burada makaleler kaleme alan Öztoprak, Posta ve Tan gazetelerinde de yazılar yazmıştır. Adana ve Ceyhan’da birçok yerel gazetede köşe yazarlığı yapmış, Mersin’de yayımlanan Çukurova yöresine yayın yapan Bölgesel Ekspres Gazetesi’nde haber muhabirliği görevinde bulunmuş. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun Adana, Mersin, Kadirli, Ankara ve İstanbul gibi çeşitli illerde düzenlediği gazetecilik ve fotoğrafçılık mesleği çalıştaylarına katılmış; TRT tarafından verilen televizyon haberciliği eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. Ceyhan CRT TV’de haber müdürlüğü ve açık oturum programları yapımcılığı görevlerini üstlenmiş, TEMA Vakfı Ceyhan İlçe Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Gazeteci Şahin Özer ile birlikte “İpek Yolu Yerel Haber Gazetesi”ni, çıkarmış ve sonrasında Yumurtalık yerel ve mülki idarecilerin teşvikiyle de “Yumurtalık Haber Postası Gazetesi”ni hayata geçirmiştir. Yumurtalık’ta 9 yıl süreyle TEMA Vakfı temsilciliği yaparak, erozyonla mücadele seminerleri düzenlemiş, okullarla birlikte ağaç dikim etkinliklerine öncülük etmiştir. İlçe genelinde yaklaşık yüz binin üzerinde Fıstık çamı,keçi boynuzu,kral ağacı,Palmiye,zeytin ve okalüptüs fidanını toprakla buluşturmuştur. Tema Vakfı olarak ilçe Kaymakamlığı ve belediye Başkanlığı ile birlikte endemik bitki kum zambaklarının üremesi için korumaya alınmaları konusunda büyük çaba harcamıştır. İlçede çeşitli STK, vakıf, kooperatif ve derneklerde görev almış; 3 yıl boyunca düzenlenen “Kültür ve Turizm Festivali” organizasyonlarında da etkin rol oynamıştır. Kültürel mirasa da büyük katkılar sağlayan Öztoprak, “Toroslardan Yumurtalık’a Şiir Esintileri” programı ile Çukurovalı âşıkları ve şairleri Yumurtalıkta bir araya getirmiştir. Anadolu Ajansı, TRT ve İhlas Haber Ajansı gibi kuruluşların ilçe muhabirliğini yapan Abdul Halim Öztoprak; binlerce yazılı ve görsel habere imza atmıştır. Yumurtalık’ta bulunan Okenaios, Poseidon, Hippocampus ve Eros mozaiklerinin gün yüzüne çıkarılması ve kamuoyuna tanıtılması konusunda öncülük etmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığının,Bölgemizdeki üniversiteler ile “Çukurovanın Tarihi” konulu konferanslara katılmış ve Yumurtalık, Karataş ilçelerinde Turizmin geliştirilmesi ile ilğili Kültür ve Turizm Bakanlığının çalıştaylarında görev almıştır. Ayrıca bir dönem Ceyhan Aktif Gazeteciler Derneğinin ikinci başkanlığını da yapmış olan ve gazeteciliği bir kamu hizmeti olarak gören Abdul Halim Öztoprak, Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti’nin Adana Yumurtalık İlçe Başkanı olarak görevine devam etmektedir.

İlgili Genel HaberleriTümü

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir