İçeriğe Geç
29 Eylül 2026, Salı
SON DAKİKA
Mustafa Denizhan Türker Yumurtalık Esnaf ve Sanatkârlar Kooperatifine Adaylığını AçıkladıYUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM;12YUMURTALIK(AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM;11YUMURTALIK(AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM: 10YUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM; 9Yumurtalık Belediye Başkanı Erdinç Altıok, öğrencilere döner-ayran ikram ettiYUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM; 8YUMURTALIK(AYAS) İLÇESİNİN TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM; 6YUMURTALIK’TA BASIN EMEKÇİLERİ UNUTULMADIYUMURTALIK SERBEST BÖLGESİNDE”DEMİRYOLLARI İLTİSAK HATTI KAMULAŞTIRMA KARARNAMESİ CUMHURBAŞKANI TARAFINDAN İMZALANDI”
Gündem

YUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM;12

Avatar fotoğrafı Yumurtalik Haber · · 20 dakika okuma · 21
YUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ   BÖLÜM;12

YUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ

 

 

  1. Ninni

Hem salarlım hem uyuturum

Bebek küçük büyütürüm

Nenni nenni nenni nenni

Baban gelir asker oğlu

Nenni nenni nenni nenni

Sen çalıpta uyuturum

Ne halinen büyütürüm

Dolanı dolanı uyuturum

Tarlada çalışır büyüttüğüm

Nenni nenni nenni nenni

Baban gelir asker oğlu

Nenni nenni nenni nenni

             (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

  1. Ninni

 

Uzat üşümüş ellerini

Sakla o masum yüreğini

Zaman gibi sessiz uyu

Bu dünya dipsiz bir kuyu

Pamuktan kalbin solmadan

Hayat yüzüne vurmadan

Uyu… Yavrum uyu

Bu dünya dipsiz bir kuyu

Uyu… Melek yüzlüm uyu

Bu dünya dipsiz bir kuyu

            (K.Ş. Hacer KOÇAK, 49)

 

  1. Ninni

 

Ninni çaldım beşiğine

Devlet konsun eşiğine

Düşman ölsün keşiğine

Ninni yavrum ninni

        (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

 

  1. Ninni

 

Dandini dandini danalı bebek

Elleri kolları kınalı bebek

Benim de yavrum cicili bebek

Uyusun da büyüsün ninni

Dandini dandini dastana

Danalar girmiş bostana

Kov bostancı danayı

Yemesin lahanayı

Uyusunda büyüsün ninni

Tıpış tıpış büyüsün ninni

            (K.Ş. Ganime YILMAZ, 80)

  1. Ninni

 

Derin gölde biter kamış

Uzar gider vermez yemiş

Benim oğlum Safi gümüş

Kuzum ninni yavrum ninni

     (K.Ş. Fatma KOÇAR, 80)

 

6.Ninni

 

Hay develer develer

Peynirlidir pideler

Yedi yedi dedeler

Hani bize dediler

Oğluma uyku verdiler

      (K.Ş. Şerife SARAÇ, 55)

 

  1. Ninni

 

Ninniler benim olsun

Uykularım senin olsun

Akan sular ömrün olsun

Ninni yavrum, kuzum ninni

        (K.Ş. Ayşe YALÇIN, 70)

 

  1. Ninni

 

Bebeğim kocaman onu tutamam

Ninniler söylerim hiç uyutamam

Oynayıp gülüyor bizi süzüyor

Mamasını yemiyor beni üzüyor

Evcilik oynarken bana eş olur

Hem anne hem baba hem kardeş olur

Oynayıp gülüyor bizi süzüyor

Mamasını yemiyor beni üzüyor.

              (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

  1. Ninni

 

Uyusun da büyüsün ninni

Mekteplerde büyüsün ninni

Elleri Kur’an tutsun

Gözleri yazılar gütsün ninni

Uslu guzum ninni

Ninni yavrum ninni … ninni

                  (K.S. Fatma KOÇAK, 80)

 

 

  1. Ninni

 

Uyusun da büyüsün, ninni

Tıpış tıpış yürüsün, ninni

Bebeğim beşikte yatar

Feryadı canım yakar

Annem diye yolum bakar

Ninni yavrum ninni…

Ninni deyip beklediğim

Sen Hak’tan diledğim

Uyusun da büyüsün ninni

Kocaman adamlar olsun ninni

                 (K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)

 

  1. Ninni

 

Gökte yıldız oynuyor

Gözüm yavruma doymuyor

Ellerde yavruma doymuyor

Ellerde yavru çok amma

Benim yavruma uymuyor

Ninni, ninni bebeğim ninni

                (K.Ş. Ganime YILMAZ, 80)

 

BÖLGEYE HAS OYUNLAR VE TEKERLEMELER

SİN-SİN OYUNU

 

Düğünde akşam yemeği yendikten sonra halaylar başlar. Gece sin-sin oyunu oynanır. Bunun için köyün uygun bir yerine ateş yakarlar. Davul ve Zurna sin-sin havasını devamlı olarak çalar. Oyuncular teker teker ateşin çevresinde el ve ayak hareketleri ile durmadan dönerler. Ateşin başında oynayan kişi, topluluktan biri çıktığı zaman alanı terk eder. Bu terk etme işinde atik davranmazsa oyuna giren kişi oynayanın sırtına yumruklayarak çıkmasını sağlar. (K.Ş. Celal Doğan, 51)

 

YÜZÜK OYUNU

 

Köylerden bir çoğunda, eskiden beri oynanan oyunlardan birisi de yüzük oyunudur. Bu oyun çeşitli yerlerde değişik biçimlere bürünmüştür. Bu oyun düğünlerde ve kış gecelerinde oynanır. Düğün devam ettiği gecelerde gençler davul ve zurna ile halay çektikten sonra büyük bir ateş yakarak sin-sin oyununa geçerler. Bu oyun bitince bir evde toplanarak yüzük oyunu oynamak üzere iki gruba ayrılırlar. Ortaya bir ekmek tahtasıyla yüzük takımı olarak bir tava, on bir zarf getirilir. Bu oyun bazı köylerde fincan ve ceviz kabuğu ile de oynanmaktadır. Her iki tarafın bir başoyuncusu bulunur. Oyuna geçilmeden önce başoyuncular arasında taş tutulur. Dolu çıkan taraf yüzüğü saklar, diğer taraf aramaya başlar. Yüzük ilk çekilen zarf arasında olursa, o zaman tabak arayan tarafa geçer. Şayet ikinci zarfın içinde çıkarsa, dimyet olur. Böylece yüzüğü saklayan taraf ön deve (sayı) kazanmış olur. Yüzüğü saklama işi devam eder. Yine karşı taraf aramaya başlar. Birinci ikinci zarfları kaldırır, yüzük bulamazsa dimyet geçer. Şayet yüzük sonraki zarfların birinin içinde çıkarsa kaybolmayan zarflar deve sayılır. Eğer sonran iki zarf kalmışsa bu iki zarftan birini arayan taraf “Bize” diye kaldırır. Bu kaldırma işinde yüzük zarfta çıkarsa arayan taraf saklar.

Çıkmazsa diğeri iki deve kazanır. Oyun böylece devam eder. Hangi tarafın deve sayısı 30 olursa diğer tarafa 30 çektirir. Devesi 30 olmayan taraf diz çöker diğer taraftan biri hocalık yapar. Bir kişide elinde sopa ayakta bekler. Diz çökenler, başlarındaki kişi ile birlikte aşağıdaki sözleri söyleyerek yere yatıp kalkarlar.

Otuz of

Beller büken otuz of

Evler yıkan otuz of

Kırk yaşında emekleten otuz of

Çocukları yetim koyan otuz of

Kara Meryem’e hizmetçi yapan otuz of

Bu bitince tabak otuz of çeken tarafa yeminler verilir. Neteşenin, menteşenin, kızılcıktaki kara eşenin, Cuma günü yatanın ve beni vebal aldın kabul ettin mi? “Aldım” denilirse tabak verilir. Yoksa verilmez. Oyuna devam edilir. Hangi taraf deve sayısını 50 yaparsa partala (karşı tarafı sinirlendirip üzecek şiir şeklinde söylenen ağır sözlerdir) söylerler. Partalayı söyleyecek kişinin elinde değnek vardır. Bu kişi iki taraf arasında durur. Partala söyleyeceğini dönüp söyler. Sinirlendirir. Partala bittikten sonra, tabak partal çalınan tarafa yenimler verilir. Enteşenin, menteşenin, kızılcıktaki kara eşenin, Cuma günü yatanın ve beni vebala aldın mı? “Aldım” denilirse tabak verilir. Yoksa verilmez. Oyuna devam edilir. Hangi taraf deve sayısı yüz iki olursa o taraf utmuş olur. Utulan taraf, sıra halinde diz çöker, önce kendi şapkaları ile terleri silinir. (K.Ş. Kemal DOĞAN, 50)

 

SOĞAN KAPMASI

 

Bir soğan iple tavana asılır. Utulan taraftaki kişilerin elleri arkadan bağlanır. Bunu ağızlarıyla yakalamak zorundadırlar. Soğan sallanır. Utulan taraftan bu soğanı kim kaparsa ya cezadan kurtulur, ya da diğer oyunlarda cezası azalır. Suçu artanlar ağır ceza görürler. (K.Ş. Celal DOĞAN, 51)

 

ÇOCUK OYUNLARI

 

Çocukluğumuzdaki oyunların en dikkat çeken yönü, paylaşımcı özellikleridir. Modern çocuk oyunlarının yarışmacı ve bireyselci özelliğinin aksine, geleneksel oyunlarının paylaşımcı özelliği baskındır. Oyunlardaki çocuksu amaç ise “oyun”dur, “zevk”tir, “eğlence”dir

“Yağ satarım

Bal satarım

Ustam ölmüş

Ben satarım”

Bu tekerlemeyi “Yağ satarım bal satarım” oyununda söylerdik. Oluşturduğum dairede en az 10-15 kişi olurdu. Bir oyuncu ebe olur, elindeki mendili gizleyerek grubun etrafında dolaşır. Durmadan bu maniyi söyler, fark ettirmeden gruptan birinin arkasına mendili kordu. Arkasına mendil konan oyuncu mendili fark eder ve hemen mendili alarak ebenin arkasından koştururdu. Yetişebilirse elindeki mendille onu döverdi. Ebe ise koşarak halkayı dolaşır ve boşalan yere otururdu. Ayakta kalan oyuncu olurdu böylece oyun böyle devam eder dururdu…

Oynanan bazı oyunları isimleri şöyleydi: Birdirbir, Mendil kapmaca, uzun eşek, yakar top, ip atlama, sek sek, saklambaç, bezirgen başı, kutu kutu pense, üç taş, beş taş oyunlarıdır.

 

ÇELİK ÇOMAK OYUNU

 

Bu oyun en az dört kişi ile oynanır. Her oyuncunun bir metre uzunluğunda, sağlam ama fazla kalın olmayan bir sopası olur. ayrıca yirmi-yirmi beş santim uzunluğundaki iki ucu sivri bir çomak daha bulunur ki buna da çelik denir.

Oyuncular iki gruba ayrılarak sayışma yaparlar. Sayışma sonucunda kazanan taraf elips şeklinde açılan ve eme denilen küçük bir çukurun başına geçer. Diğer grup ise emeden on adım kadar uzaktaki çizgide bekler. Çelik emeye konur ve çomağın ucu ile kaldırılarak hızla fırlatılır. Çizgi üzerinde bekleyenler eğer çeliği havada yakalarsa gruplar yer değiştirir. Çelik havadayken bekleyen oyuncular tarafından çomak veya tekme ile ne kadar uzağa fırlatılırsa o kadar atlama mesafesi istenir. Karşı taraf bu mesafeyi istenilen adımda atlayamıyorsa o kadar sayı mağlubiyet olur.

Oyunun sonunda cezası çok olan takım yenilmiş sayılır. Bu yenik oyunculara sırtta taşımak ya da hayvan taklidi yapmak gibi cezalar verilir. (K.Ş. Hakkı ECEVİT,67)

 

UZUN EŞEK OYUNU

 

Ortalama 8-10 kişiyle oynanır. Bir kişi yastık olur. kişiler iki gruba ayrılır. Bir taraf ebe olur, diğer taraf atlayıcı olur. ebe tarafı arka arkaya yastığı yaslanarak bükülüp, eğilip sıralanır. Diğer grup tek tek atlamaya başlar. Ebe tarafı yıkılmayacaktır. Yıkılırsa tekrar ebe olurlar. Atlayanlar da düşmeyecek düşerlerse ebe olurlar. Ayakları da yere değmeyecektir. Herkes atladıktan sonra en öndeki kişi tek mi çift mi diye sorar. Ebelerde cevap verir. Bilirlerse diğer taraf ebe olur. Bilmezlerse ebelikleri devam eder. (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

 

BİRDİR BİR OYUNU

 

Bir kişi ebe olur. yatar. Bir kişi de baş olurdu ve her atlayış şekli farklıydı. Arkadan gelenler öndekinin atlayış şeklini aynen tekrar ederdi. Yanan yapamayan ebe olurdu. Her atlayışın bir tekerlemesi vardır. İlk atlayış tazelediktir. Sırayla birdir bir, ikidir iki tilki sarayı, üçtür üç atlaması güç, dört e dört dönde götünü ört, beşte beş bizim eşek senden keleş, altıdır altı babamın bıyığı yolda kaldı, 10 Osman’ın 5. kon, 19 um damadı kıçını kırdı, 22 dut yaprağı kayarım kurt kurt burnuna ostururum cart cart. (K.Ş. Celal DOĞAN, 51)

 

TEKERLEMELER

 

Tekerleme; vezin, kafiye, seci veya aliterasyonlardan istifade ederek hislerin fikirlerin, hal ve hayallerin abartma, tuhaflık, zıtlık, benzetme, güldürü, kısa tanım yahut çağrışımlar yoluyla ortaya konulduğu manzum nitelikli basmakalıp sözlerdir. [1]

Bilindiği gibi tekerlemelerde belli bir konu yoktur. Tekerlemeler yapı itibariyle manzum nitelik gösterdiğinden anonim ürünler arasında incelenmesi uygun olacaktır.

Eski Türk yazıtlarında ve Divan ü Lügati’t-Türk’te yer almayan “tekerleme” sözünün Türkiye’de ortaya çıktığına ve yayıldığına şüphe yoktur. Tarama sözlüğünde olmaması da bu sözün Anadolu da son yüzyılda ortaya çıktığı ihtimalini arttırmaktadır.

Tekerlemeler genelde Anadolu’nun her yerinde birbirine paralellik göstermektedir. Özellikle çocuk oyunlarında söylenen tekerlemeler sadece çevre merkezlerde değil ülkemizin birçok yöresinde tekerlemeleriyle paralellik gösterir.

Oyun varsa tekerleme de vardır. Çocukluğumuza ait oyunların en önemli unsurlardan birisi hiç şüphesiz mani şeklinde söylenen tekerlemelerdir. Çocuk oyunlarında tekerleme o kadar asli bir unsur ki, oyunun her aşamasına ait tekerleme örnekleri vardır.

 

 

 

 

 

Tekerleme Örnekleri

 

  1. “Yağ satarım

Bal satarım

Ustam ölmüş

Ben satarım”

 

  1. “Hot badi badi

Anan baban neden öldü

 

  1. Bir kaşıcık sudan öldü

Tarlalar yarık yarık

Çiftçilerin beli bükük

Yerden bereket

Gökten yağmur

Ver Allah’ım ver

Sicim gibi, sulu sulu yağmur…”

 

  1. “İğne battı

Canımı yaktı

Tombul kuş

Arabaya koş

Arabanın tekeri

İstanbul’un şekeri

Hop hop

Altın top

Bundan başka

Oyun yok”

“Oo… piti piti

Karamela sepeti

Terazi lastik

Jimnastik

Biz size geldik bitlendik.”

         (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

 

  1. “Üşüdüm üşüdüm

Daldan elma düşürdüm

Elmamı yediler

Bana cüce dediler

Ablama gittim

Ablam pilav pişirmiş

İçine sıçan düşürmüş

O sıçanı napmalı

Minareden atmalı

Minarede bir kuş var

Eniştemin cebinde

Türkü türkü yemiş var.”

 

  1. “Kutu kutu pense

Elmamı yense

Arkadaşım….

Arkasını dönse”

“Denizde dalga

Hoş geldin abla

Eteğini salla

Rahat otur abla

Etek bluz, İngiliz turist”

 

  1. “Portakalı soydum

Başucuma koydum

Ben bir yalan uydurdum

Duma duma dum

Kırmızı mum

Dolapta pekmez

Yala yala bitmez

Ayşecik, Fatmacık

Sen bu oyundan çık

Saçların kıvırcık

Nerden geldiysen

Ordan çık.”

 

  1. “Karga karga gak dedi

Çık şu dala baka dedi

Çıktım baktım o dala

Karga fındık getirdi

Sıçan yedi bitirdi

Onu tuttu bir kedi

Au dedi miyav dedi

Az gitti uz gitti

Dere depe düz gitti.

       (K.Ş. Doğan DOĞAN, 26)

TÜRKÜ

Türkü teriminin kaynağı Türk sözcüğüdür. Türk sözcüğünün sonuna nisbet eki ulanarak Türki elde edilmiş, bu sözcük zamanla Türkü biçimine girmiştir. Ş. Sami, F. Köprülü, A.T. Onay, A.K. Tecer, “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır.” tarifinde birleşirler.[2]

Türkü, Türk Halk Şiirinin en eski türlerindendir. R.Nur, A.Ş. Nevâi’nin Müzanü’l-Evza’nında türküden bahsedildiğini bildiriyordu. Demek ki Türkü Horasan’da ortaya çıkmıştır. Türkü teriminin XV. Asırda Doğu Türklerinde de kullanıldığını biliyoruz.[3]

Anadolu Türk Edebiyatında en eski türkü örnekleri XVI. y.y.’dan geriye gidememektedir. Biçim bakımından türkü olan ilk metni Öksüz DEDE vermiştir. Türküler ferdi veya sosyal olaylarla ilgilidir.[4]

Konuları itibariyle de; “Deprem, ölüm, kıtlık, kahramanlık, sevgi, ayrılık” gibi sebepler türkünün çıkışını etkiler. Toplumun olaylar karşısındaki tepkisi türkülerde yansır. Öteki halk şiiri türlerinin ferdi niteliğine karşılık, türkülerde sosyal yan ağır basar. Halkın sevgisi, nefreti, acısı, tutkusu, her şey türkülerde yankısını bulur.[5]

Türküler önceleri mahalli bir hüviyet gösterirken zaman içinde bütün bir millete mal olabilirler.

 

 Kına Türküsü

Kız anası kız anası

Hani bunun öz anası

İşte koyup gidiyorum

Hani elinin kınası

Elini vurduğum ağaçlar

Belimi verdiğim dutlar

İşte koyup gidiyor

Nerde silip süpürdüğüm taşlar

 

Bi ben yettim cihana

Gelip cihanı dolana dolana

Sevdiğim oğlanı verseler

Yatsam belene belene

         (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

 

 

 Türkü

 

Sabahından çıktım suyun başına

Güneş vurdu yüssüğümün kaşına

Gurbet elde bir iş gelse başına

Yazıl başkasına bu garibe değil.

              (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

Kına Türküsü

Bana bunu çok mu gördün

Bir kız sana yetmiyor mu

Burada yetim Emine’nin kızı var

Bunu bana çok mu gördün

 

Kız anası kız anası

Hani bunun öz anası

Kapıları koparınız

Buldular bunun ilacını

 

İşte bu yıl gidiyorum

Ağlatmayın kardaşımı

     (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

Türkü

Saçlarını eğdirirsin

Birbirine değdirirsin

Güzelliğin yoktur ama

Sen kendini sevdirirsin

 

Öldüm öldüm öldüm öldüm

Yar gıymetini bildim

Bunda senin suçun yoktur

Ben çağırdım sen de geldin

 

Sandık sandığa dayalı

Yazması var oyalı

Ben seni gezdim sevdim

Öldüm öldüm öldüm öldüm

       (K.Ş. Hacer KOÇAK, 49)

 

 

Asker Türküleri

Altı sene askerlik yaptığı

Nöbetle hastalık kaptığım

Yıkılası Halep şehrinde

Derde derman bulamam

 

 

Bahar geldi yaz geldi

Koyun meler guzu meler

Feryadım bağrımı deler

Sultan Navrızlı aziz dağlar

Herkesin gözü Ali arar

Babam kalkar postu arar

Anam evde ciğer kavrar

Alim evde yok diye

          (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

Kına Türküsü (Kına Ağıdı)

Kız anası kız anası

Hani bunun öz anası

İşte koydum gidiyorum

Hani elimin kınası

 

Çattılar ocak taşını

Vurdular düğün aşını

İşte koydum gidiyorum

Ağlatmayın gardaşımı

 

Babam ekmeğin yok muydu

Bir kız sana yük müydü

Körolası emmilerim

Hiç oğlunuz yok muydu

 

Belimi verdiği dutlar

Elimi yuduğum arklar

İşte doydum gidiyorum

Silip süpürdüğüm yurtlar

 

 

Kız anası kız anası

Başında mumlar yanası

İşte koydum gidiyorum

Hani bunun öz anası

 

Karşıda görünen ekin

Ekin değil burçak imiş

Kız anadan ayrılması

Yalan değil gerçek imiş

 

Karşı dağın bayırına

At çakmışlar çayırına

Vermen beni gurbet ele

Babanızın hayırına

 

Atladı çıktı eşiği

Sofrada kaldı kaşığı

Büyük evin yaraşığı

İşte koydum gidiyorum

 

Elinizden elinizden

Kurtulaydım dilinizden

Yeşil başlı ördek olsam

Sular içmem gölünüzden

 

Gelin alıcılar geldi

Bana kına yakıcılar

Gayrı umudum kesildi

Heral beni vericiler

 

Kız anası kız anası

Başında mumlar yanası

Ben gurbete gidiyorum

Hani elimin kınası

   (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

 Kına Türküsü

Kız anası kız anası

Başında mumlar yanası

Kız kınayı yaktırmıyor

Hani bunun öz anası

 

Baban ekmeğin bitti mi?

Kardeş efkarın gitti mi?

İşte geldim gidiyorum

El kına keyfin yetti mi?

              (K.Ş. Fatma KOÇAK, 49)

 

 Zeytün Beli Gürleyerek

 

Zeytün beli gürleyerek

Ben gızımı gelin ettim

Ben gızımı gelin ettim

Üzengisi parlayarak

 

Gızın gızların içinde

Yemen gınası saçında

Torluk mayalar gibi sallanır

Zeytin belinin içinde

 

Arkasında çay örgüsü

Bu da serverin görgüsü

Gınamayın emmi deayı

Güzellik Allah vergisi

 

Evlerinin önü firez

Aklını çıtlattın biraz

Yüz gülgülü dudak kiraz

Ben de verdim bir yasmayı

 

Gelin gızlar gelin gızlar

Alt yapıyan durun gızlar

Server ‘imi öldü derler

Kefenini dürün gızlar

 

Nerden gelirsin yelerek

Alnının terini silerek

Ben Serveri’ime muska yazdırdım.

Gene uykusuz galarak

            (K.Ş. Osman Şose, 50)

 

  1. Türkü

Şu kışlanın kapısına

Mail oldun yapısına

Telli kurban bağlayayım

Asker yarin kapısına

 

Yüce dağlar olmasaydı

Laleleri solmasaydı

Ölüm Allah’ın emri de

Şu ayrılık olmasaydı

 

Kara kazan kaynamasın

Atım cirit oynamasın

İki sene asker oldum

Nazlı yarim ağlamasın

 

Yüce dağlar olmasaydı

Laleleri solmasaydı

Ölüm Allah’ın emri de

Şu ayrılık olmasaydı

 

Kıratımın beli ince

 Ölürüm yar görmeyince

 Telli yatak serdiremem

Asker yarim gelmeyince

 

Yüce dağlar olmasaydı

Laleleri solmasaydı

Ölüm Allah’ın emri de

Şu ayrılık olmasaydı

      (K.Ç. Songül KOÇAK, 65)

 

  1. Türkü

Yandı Çukurova yandı

Eli bağlı beyler indi

Ördek uçtu, dudu kondu

 

Oy oy oy Emine’m

Gel gel gel Emine’m

Gül gül gül Emine’m vay…

 

Emine’m kaşların kara

Açtın şu bağrıma yara

Bülbül gibi düştüm zara

 

Oy oy oy Emine’m

Gel gel gel Emine’m

Gül gül gül Emine’m vay…

 

Boyu uzun bir dal gibi

Kara kaşlar hilal gibi

Geziniyor maral gibi

 

Oy oy oy Emine’m

Gel gel gel Emine’m

Gül gül gül Emine’m vay…

     (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)

 

  1. Türkü

Mektebin bacaları vay le le le  vay le le vay

Ders verir hocaları vay le le le le vay le le vay

Kim yarimi överse vay le le le le le le vay le le vay

Odur birincileri vay le le le le le le vay le le vay

 

Ay doğar bedir Allah vay le le le le le le vay le le vay

Bu sevda nedir Allah vay le le le le le le vay le le vay

Ya benim muradım ver vay le le le le le le vay le le vay

Ya beni öldür Allah vay le le le le le le vay le le vay

 

Mektebin önü dere vay le le le le le le vay le le vay

Gidiyorum askere vay le le le le le le vay le le vay

Ben askere giden de vay le le le le le le vay le le vay

Bakma sakın ellere vay le le le le le le vay le le vay

 

Mektebin önü bayır vay le le le le le le vay le le vay

Gülü dikenden ayır vay le le le le le le vay le le vay

Yar Allah’ın seversen vay le le le le le le vay le le vay

Beni ellerden ayır vay le le le le le le vay le le vay   (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)

 

. YEMİNLER

Yumurtalık’da Yemin Etme Adati ve Yemin Çeşitleri

 

Yumurtalık’ta olduğu gibi Anadolu’nun her tarafında inandırıcılığı veya iddiayı daha da kuvvetlendirmek amacı ile yeminler edilebilir. Kimi yeminler iddia ortaya koymaktan ziyade inandırıcılık veya söz arasında alışkanlık icabı olarak kullanılabilmektedir. Bundan dolayı Yumurtacılık çevresinde insanların kullandıkları ve her söz arasında dile getirdikleri yeminler şu şekildedir:

Vallahi, Billahi, Tallahi

Allah çarpsın

Anam avradım olsun

Ekmek Kur’na çarpsın

Allah Kur’an çarpsın

Şart olsun

Nüzul olayım

Allah şurdan şuraya gitmeyi nasip etmesin

Çocuklarımın ölüsünü göreyim

Anamın babamın ölüsünü göreyim.

 

DEĞİŞİM SÜRECİNDE YUMURTALIK FOLKLORU

 

Özellikle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan değişimden en çok etkilenen alanlardan birisi de halk kültürüdür.

Yumurtalık halk kültürü Anadolu’nun her köşesinde görülebilen özellikle anonim ürünleri, adet gelenek ve görenekleri içermektedir. Söz konusu bu öğelerin değişim karşısında tepkisiz kalması mümkün değil.

Bu ürünlerin zamanla yok olması, yozlaşması kabul edilemez, edilmemelidir.

Halk hayatının her anında kültürünü ortaya koyarak kendini, özünü yansıtmaktadır. Kendini ifade etmektedir. Zaman içinde bu adetlerin terk edilmesi sonucunda yeni yorum ve anlayışların oluşmamasının da etkisiyle halk kendini ifade edemez olmuştur.

Bu gelenek ve göreneklerin zaman içinde terk edilmesi ya da unutulması doğal bir hadisedir. Ancak unutulan bu gelenek ve göreneklerin yerini dolduracak yeni yorumların ya da anlayışların oluşturulmaması asıl sıkıntıyı doğuran nedendir.

Kaynak kişilerle yapılan sohbetlerde eskiye bir hasret, özlem veya geçmişten utanma, anlatmama, onlar eskiden yaşanırdı gibi problemlerle karşılaştık. İnsanlar kendini ifade etmekte, özünü yansıtmakta zorlandığı ve kendine yabancılaşıp, yalnızlığa sürüklendiği göze çarpıyor.

Bize düşen en güzel görev yeni nesilleri bu gerçeğin farkında olarak yetiştirmektir.

Yumurtalık(Ayas) Tarihi ve Kültürel Değerleri hazırlanmasında emeği geçen tüm araştırmacılara teşekkür ederiz.

 

Hayatta olanlara Allah uzun ömürler,öbür dünyaya intikal edenlere Allahtan gani gani rahmet dileriz.

 

Derleyen;Halim Öztoprak

[1] Doğan KAYA, Anonim Halk Şiiri, Akçağ Yay. Ank. 1999, s. 546.

[2] Dilçin Cem, a.g.e., s. 316-317.

[3] Rıza Nur, “Türk Şiiri Hakkında Mütalalar” V. Tanrıdağ Dergisi, Sayı: 11.

[4] Köprülü, MF, Saz Şairleri, Güven Basımevi, Ankara 1962, s. 37-38.

[5] Güzel, Abdurrahman, Türk Halk Edebiyatı EL KİTABI, s. 367-368.

Avatar fotoğrafı

Yumurtalik Haber

ABDUL HALİM ÖZTOPRAK (BİYOĞRAFİSİ) 1959 yılında Adana’nın Yumurtalık ilçesinde dünyaya gelen Abdul Halim Öztoprak, Yumurtalık Lisesinden mezun oldu. Uzun yıllardır yerel basın ve Ulusal basın, medya dünyasında aktif olarak görev yapan Öztoprak, gazetecilik mesleğine gönül vermiş, bölgesel ve ulusal mecralarda çeşitli yayınlara katkı sunmuştur. “Çukurovalılar Lobisi” dergisinin Yumurtalık temsilciliğini yapan ve burada makaleler kaleme alan Öztoprak, Posta ve Tan gazetelerinde de yazılar yazmıştır. Adana ve Ceyhan’da birçok yerel gazetede köşe yazarlığı yapmış, Mersin’de yayımlanan Çukurova yöresine yayın yapan Bölgesel Ekspres Gazetesi’nde haber muhabirliği görevinde bulunmuş. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun Adana, Mersin, Kadirli, Ankara ve İstanbul gibi çeşitli illerde düzenlediği gazetecilik ve fotoğrafçılık mesleği çalıştaylarına katılmış; TRT tarafından verilen televizyon haberciliği eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. Ceyhan CRT TV’de haber müdürlüğü ve açık oturum programları yapımcılığı görevlerini üstlenmiş, TEMA Vakfı Ceyhan İlçe Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Gazeteci Şahin Özer ile birlikte “İpek Yolu Yerel Haber Gazetesi”ni, çıkarmış ve sonrasında Yumurtalık yerel ve mülki idarecilerin teşvikiyle de “Yumurtalık Haber Postası Gazetesi”ni hayata geçirmiştir. Yumurtalık’ta 9 yıl süreyle TEMA Vakfı temsilciliği yaparak, erozyonla mücadele seminerleri düzenlemiş, okullarla birlikte ağaç dikim etkinliklerine öncülük etmiştir. İlçe genelinde yaklaşık yüz binin üzerinde Fıstık çamı,keçi boynuzu,kral ağacı,Palmiye,zeytin ve okalüptüs fidanını toprakla buluşturmuştur. Tema Vakfı olarak ilçe Kaymakamlığı ve belediye Başkanlığı ile birlikte endemik bitki kum zambaklarının üremesi için korumaya alınmaları konusunda büyük çaba harcamıştır. İlçede çeşitli STK, vakıf, kooperatif ve derneklerde görev almış; 3 yıl boyunca düzenlenen “Kültür ve Turizm Festivali” organizasyonlarında da etkin rol oynamıştır. Kültürel mirasa da büyük katkılar sağlayan Öztoprak, “Toroslardan Yumurtalık’a Şiir Esintileri” programı ile Çukurovalı âşıkları ve şairleri Yumurtalıkta bir araya getirmiştir. Anadolu Ajansı, TRT ve İhlas Haber Ajansı gibi kuruluşların ilçe muhabirliğini yapan Abdul Halim Öztoprak; binlerce yazılı ve görsel habere imza atmıştır. Yumurtalık’ta bulunan Okenaios, Poseidon, Hippocampus ve Eros mozaiklerinin gün yüzüne çıkarılması ve kamuoyuna tanıtılması konusunda öncülük etmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığının,Bölgemizdeki üniversiteler ile “Çukurovanın Tarihi” konulu konferanslara katılmış ve Yumurtalık, Karataş ilçelerinde Turizmin geliştirilmesi ile ilğili Kültür ve Turizm Bakanlığının çalıştaylarında görev almıştır. Ayrıca bir dönem Ceyhan Aktif Gazeteciler Derneğinin ikinci başkanlığını da yapmış olan ve gazeteciliği bir kamu hizmeti olarak gören Abdul Halim Öztoprak, Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti’nin Adana Yumurtalık İlçe Başkanı olarak görevine devam etmektedir.

İlgili Gündem HaberleriTümü

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir