YUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ BÖLÜM;12
YUMURTALIK (AYAS) TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
- Ninni
Hem salarlım hem uyuturum
Bebek küçük büyütürüm
Nenni nenni nenni nenni
Baban gelir asker oğlu
Nenni nenni nenni nenni
Sen çalıpta uyuturum
Ne halinen büyütürüm
Dolanı dolanı uyuturum
Tarlada çalışır büyüttüğüm
Nenni nenni nenni nenni
Baban gelir asker oğlu
Nenni nenni nenni nenni
(K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
- Ninni
Uzat üşümüş ellerini
Sakla o masum yüreğini
Zaman gibi sessiz uyu
Bu dünya dipsiz bir kuyu
Pamuktan kalbin solmadan
Hayat yüzüne vurmadan
Uyu… Yavrum uyu
Bu dünya dipsiz bir kuyu
Uyu… Melek yüzlüm uyu
Bu dünya dipsiz bir kuyu
(K.Ş. Hacer KOÇAK, 49)
- Ninni
Ninni çaldım beşiğine
Devlet konsun eşiğine
Düşman ölsün keşiğine
Ninni yavrum ninni
(K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)
- Ninni
Dandini dandini danalı bebek
Elleri kolları kınalı bebek
Benim de yavrum cicili bebek
Uyusun da büyüsün ninni
Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı
Uyusunda büyüsün ninni
Tıpış tıpış büyüsün ninni
(K.Ş. Ganime YILMAZ, 80)
- Ninni
Derin gölde biter kamış
Uzar gider vermez yemiş
Benim oğlum Safi gümüş
Kuzum ninni yavrum ninni
(K.Ş. Fatma KOÇAR, 80)
6.Ninni
Hay develer develer
Peynirlidir pideler
Yedi yedi dedeler
Hani bize dediler
Oğluma uyku verdiler
(K.Ş. Şerife SARAÇ, 55)
- Ninni
Ninniler benim olsun
Uykularım senin olsun
Akan sular ömrün olsun
Ninni yavrum, kuzum ninni
(K.Ş. Ayşe YALÇIN, 70)
- Ninni
Bebeğim kocaman onu tutamam
Ninniler söylerim hiç uyutamam
Oynayıp gülüyor bizi süzüyor
Mamasını yemiyor beni üzüyor
Evcilik oynarken bana eş olur
Hem anne hem baba hem kardeş olur
Oynayıp gülüyor bizi süzüyor
Mamasını yemiyor beni üzüyor.
(K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
- Ninni
Uyusun da büyüsün ninni
Mekteplerde büyüsün ninni
Elleri Kur’an tutsun
Gözleri yazılar gütsün ninni
Uslu guzum ninni
Ninni yavrum ninni … ninni
(K.S. Fatma KOÇAK, 80)
- Ninni
Uyusun da büyüsün, ninni
Tıpış tıpış yürüsün, ninni
Bebeğim beşikte yatar
Feryadı canım yakar
Annem diye yolum bakar
Ninni yavrum ninni…
Ninni deyip beklediğim
Sen Hak’tan diledğim
Uyusun da büyüsün ninni
Kocaman adamlar olsun ninni
(K.Ş. Sevilay DOĞAN, 49)
- Ninni
Gökte yıldız oynuyor
Gözüm yavruma doymuyor
Ellerde yavruma doymuyor
Ellerde yavru çok amma
Benim yavruma uymuyor
Ninni, ninni bebeğim ninni
(K.Ş. Ganime YILMAZ, 80)
BÖLGEYE HAS OYUNLAR VE TEKERLEMELER
SİN-SİN OYUNU
Düğünde akşam yemeği yendikten sonra halaylar başlar. Gece sin-sin oyunu oynanır. Bunun için köyün uygun bir yerine ateş yakarlar. Davul ve Zurna sin-sin havasını devamlı olarak çalar. Oyuncular teker teker ateşin çevresinde el ve ayak hareketleri ile durmadan dönerler. Ateşin başında oynayan kişi, topluluktan biri çıktığı zaman alanı terk eder. Bu terk etme işinde atik davranmazsa oyuna giren kişi oynayanın sırtına yumruklayarak çıkmasını sağlar. (K.Ş. Celal Doğan, 51)
YÜZÜK OYUNU
Köylerden bir çoğunda, eskiden beri oynanan oyunlardan birisi de yüzük oyunudur. Bu oyun çeşitli yerlerde değişik biçimlere bürünmüştür. Bu oyun düğünlerde ve kış gecelerinde oynanır. Düğün devam ettiği gecelerde gençler davul ve zurna ile halay çektikten sonra büyük bir ateş yakarak sin-sin oyununa geçerler. Bu oyun bitince bir evde toplanarak yüzük oyunu oynamak üzere iki gruba ayrılırlar. Ortaya bir ekmek tahtasıyla yüzük takımı olarak bir tava, on bir zarf getirilir. Bu oyun bazı köylerde fincan ve ceviz kabuğu ile de oynanmaktadır. Her iki tarafın bir başoyuncusu bulunur. Oyuna geçilmeden önce başoyuncular arasında taş tutulur. Dolu çıkan taraf yüzüğü saklar, diğer taraf aramaya başlar. Yüzük ilk çekilen zarf arasında olursa, o zaman tabak arayan tarafa geçer. Şayet ikinci zarfın içinde çıkarsa, dimyet olur. Böylece yüzüğü saklayan taraf ön deve (sayı) kazanmış olur. Yüzüğü saklama işi devam eder. Yine karşı taraf aramaya başlar. Birinci ikinci zarfları kaldırır, yüzük bulamazsa dimyet geçer. Şayet yüzük sonraki zarfların birinin içinde çıkarsa kaybolmayan zarflar deve sayılır. Eğer sonran iki zarf kalmışsa bu iki zarftan birini arayan taraf “Bize” diye kaldırır. Bu kaldırma işinde yüzük zarfta çıkarsa arayan taraf saklar.
Çıkmazsa diğeri iki deve kazanır. Oyun böylece devam eder. Hangi tarafın deve sayısı 30 olursa diğer tarafa 30 çektirir. Devesi 30 olmayan taraf diz çöker diğer taraftan biri hocalık yapar. Bir kişide elinde sopa ayakta bekler. Diz çökenler, başlarındaki kişi ile birlikte aşağıdaki sözleri söyleyerek yere yatıp kalkarlar.
Otuz of
Beller büken otuz of
Evler yıkan otuz of
Kırk yaşında emekleten otuz of
Çocukları yetim koyan otuz of
Kara Meryem’e hizmetçi yapan otuz of
Bu bitince tabak otuz of çeken tarafa yeminler verilir. Neteşenin, menteşenin, kızılcıktaki kara eşenin, Cuma günü yatanın ve beni vebal aldın kabul ettin mi? “Aldım” denilirse tabak verilir. Yoksa verilmez. Oyuna devam edilir. Hangi taraf deve sayısını 50 yaparsa partala (karşı tarafı sinirlendirip üzecek şiir şeklinde söylenen ağır sözlerdir) söylerler. Partalayı söyleyecek kişinin elinde değnek vardır. Bu kişi iki taraf arasında durur. Partala söyleyeceğini dönüp söyler. Sinirlendirir. Partala bittikten sonra, tabak partal çalınan tarafa yenimler verilir. Enteşenin, menteşenin, kızılcıktaki kara eşenin, Cuma günü yatanın ve beni vebala aldın mı? “Aldım” denilirse tabak verilir. Yoksa verilmez. Oyuna devam edilir. Hangi taraf deve sayısı yüz iki olursa o taraf utmuş olur. Utulan taraf, sıra halinde diz çöker, önce kendi şapkaları ile terleri silinir. (K.Ş. Kemal DOĞAN, 50)
SOĞAN KAPMASI
Bir soğan iple tavana asılır. Utulan taraftaki kişilerin elleri arkadan bağlanır. Bunu ağızlarıyla yakalamak zorundadırlar. Soğan sallanır. Utulan taraftan bu soğanı kim kaparsa ya cezadan kurtulur, ya da diğer oyunlarda cezası azalır. Suçu artanlar ağır ceza görürler. (K.Ş. Celal DOĞAN, 51)
ÇOCUK OYUNLARI
Çocukluğumuzdaki oyunların en dikkat çeken yönü, paylaşımcı özellikleridir. Modern çocuk oyunlarının yarışmacı ve bireyselci özelliğinin aksine, geleneksel oyunlarının paylaşımcı özelliği baskındır. Oyunlardaki çocuksu amaç ise “oyun”dur, “zevk”tir, “eğlence”dir
“Yağ satarım
Bal satarım
Ustam ölmüş
Ben satarım”
Bu tekerlemeyi “Yağ satarım bal satarım” oyununda söylerdik. Oluşturduğum dairede en az 10-15 kişi olurdu. Bir oyuncu ebe olur, elindeki mendili gizleyerek grubun etrafında dolaşır. Durmadan bu maniyi söyler, fark ettirmeden gruptan birinin arkasına mendili kordu. Arkasına mendil konan oyuncu mendili fark eder ve hemen mendili alarak ebenin arkasından koştururdu. Yetişebilirse elindeki mendille onu döverdi. Ebe ise koşarak halkayı dolaşır ve boşalan yere otururdu. Ayakta kalan oyuncu olurdu böylece oyun böyle devam eder dururdu…
Oynanan bazı oyunları isimleri şöyleydi: Birdirbir, Mendil kapmaca, uzun eşek, yakar top, ip atlama, sek sek, saklambaç, bezirgen başı, kutu kutu pense, üç taş, beş taş oyunlarıdır.
ÇELİK ÇOMAK OYUNU
Bu oyun en az dört kişi ile oynanır. Her oyuncunun bir metre uzunluğunda, sağlam ama fazla kalın olmayan bir sopası olur. ayrıca yirmi-yirmi beş santim uzunluğundaki iki ucu sivri bir çomak daha bulunur ki buna da çelik denir.
Oyuncular iki gruba ayrılarak sayışma yaparlar. Sayışma sonucunda kazanan taraf elips şeklinde açılan ve eme denilen küçük bir çukurun başına geçer. Diğer grup ise emeden on adım kadar uzaktaki çizgide bekler. Çelik emeye konur ve çomağın ucu ile kaldırılarak hızla fırlatılır. Çizgi üzerinde bekleyenler eğer çeliği havada yakalarsa gruplar yer değiştirir. Çelik havadayken bekleyen oyuncular tarafından çomak veya tekme ile ne kadar uzağa fırlatılırsa o kadar atlama mesafesi istenir. Karşı taraf bu mesafeyi istenilen adımda atlayamıyorsa o kadar sayı mağlubiyet olur.
Oyunun sonunda cezası çok olan takım yenilmiş sayılır. Bu yenik oyunculara sırtta taşımak ya da hayvan taklidi yapmak gibi cezalar verilir. (K.Ş. Hakkı ECEVİT,67)
UZUN EŞEK OYUNU
Ortalama 8-10 kişiyle oynanır. Bir kişi yastık olur. kişiler iki gruba ayrılır. Bir taraf ebe olur, diğer taraf atlayıcı olur. ebe tarafı arka arkaya yastığı yaslanarak bükülüp, eğilip sıralanır. Diğer grup tek tek atlamaya başlar. Ebe tarafı yıkılmayacaktır. Yıkılırsa tekrar ebe olurlar. Atlayanlar da düşmeyecek düşerlerse ebe olurlar. Ayakları da yere değmeyecektir. Herkes atladıktan sonra en öndeki kişi tek mi çift mi diye sorar. Ebelerde cevap verir. Bilirlerse diğer taraf ebe olur. Bilmezlerse ebelikleri devam eder. (K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)
BİRDİR BİR OYUNU
Bir kişi ebe olur. yatar. Bir kişi de baş olurdu ve her atlayış şekli farklıydı. Arkadan gelenler öndekinin atlayış şeklini aynen tekrar ederdi. Yanan yapamayan ebe olurdu. Her atlayışın bir tekerlemesi vardır. İlk atlayış tazelediktir. Sırayla birdir bir, ikidir iki tilki sarayı, üçtür üç atlaması güç, dört e dört dönde götünü ört, beşte beş bizim eşek senden keleş, altıdır altı babamın bıyığı yolda kaldı, 10 Osman’ın 5. kon, 19 um damadı kıçını kırdı, 22 dut yaprağı kayarım kurt kurt burnuna ostururum cart cart. (K.Ş. Celal DOĞAN, 51)
Tekerleme; vezin, kafiye, seci veya aliterasyonlardan istifade ederek hislerin fikirlerin, hal ve hayallerin abartma, tuhaflık, zıtlık, benzetme, güldürü, kısa tanım yahut çağrışımlar yoluyla ortaya konulduğu manzum nitelikli basmakalıp sözlerdir. [1]
Bilindiği gibi tekerlemelerde belli bir konu yoktur. Tekerlemeler yapı itibariyle manzum nitelik gösterdiğinden anonim ürünler arasında incelenmesi uygun olacaktır.
Eski Türk yazıtlarında ve Divan ü Lügati’t-Türk’te yer almayan “tekerleme” sözünün Türkiye’de ortaya çıktığına ve yayıldığına şüphe yoktur. Tarama sözlüğünde olmaması da bu sözün Anadolu da son yüzyılda ortaya çıktığı ihtimalini arttırmaktadır.
Tekerlemeler genelde Anadolu’nun her yerinde birbirine paralellik göstermektedir. Özellikle çocuk oyunlarında söylenen tekerlemeler sadece çevre merkezlerde değil ülkemizin birçok yöresinde tekerlemeleriyle paralellik gösterir.
Oyun varsa tekerleme de vardır. Çocukluğumuza ait oyunların en önemli unsurlardan birisi hiç şüphesiz mani şeklinde söylenen tekerlemelerdir. Çocuk oyunlarında tekerleme o kadar asli bir unsur ki, oyunun her aşamasına ait tekerleme örnekleri vardır.
- “Yağ satarım
Bal satarım
Ustam ölmüş
Ben satarım”
- “Hot badi badi
Anan baban neden öldü
- Bir kaşıcık sudan öldü
Tarlalar yarık yarık
Çiftçilerin beli bükük
Yerden bereket
Gökten yağmur
Ver Allah’ım ver
Sicim gibi, sulu sulu yağmur…”
- “İğne battı
Canımı yaktı
Tombul kuş
Arabaya koş
Arabanın tekeri
İstanbul’un şekeri
Hop hop
Altın top
Bundan başka
Oyun yok”
“Oo… piti piti
Karamela sepeti
Terazi lastik
Jimnastik
Biz size geldik bitlendik.”
(K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)
- “Üşüdüm üşüdüm
Daldan elma düşürdüm
Elmamı yediler
Bana cüce dediler
Ablama gittim
Ablam pilav pişirmiş
İçine sıçan düşürmüş
O sıçanı napmalı
Minareden atmalı
Minarede bir kuş var
Eniştemin cebinde
Türkü türkü yemiş var.”
- “Kutu kutu pense
Elmamı yense
Arkadaşım….
Arkasını dönse”
“Denizde dalga
Hoş geldin abla
Eteğini salla
Rahat otur abla
Etek bluz, İngiliz turist”
- “Portakalı soydum
Başucuma koydum
Ben bir yalan uydurdum
Duma duma dum
Kırmızı mum
Dolapta pekmez
Yala yala bitmez
Ayşecik, Fatmacık
Sen bu oyundan çık
Saçların kıvırcık
Nerden geldiysen
Ordan çık.”
- “Karga karga gak dedi
Çık şu dala baka dedi
Çıktım baktım o dala
Karga fındık getirdi
Sıçan yedi bitirdi
Onu tuttu bir kedi
Au dedi miyav dedi
Az gitti uz gitti
Dere depe düz gitti.
(K.Ş. Doğan DOĞAN, 26)
Türkü teriminin kaynağı Türk sözcüğüdür. Türk sözcüğünün sonuna nisbet eki ulanarak Türki elde edilmiş, bu sözcük zamanla Türkü biçimine girmiştir. Ş. Sami, F. Köprülü, A.T. Onay, A.K. Tecer, “Türklere mahsus bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır.” tarifinde birleşirler.[2]
Türkü, Türk Halk Şiirinin en eski türlerindendir. R.Nur, A.Ş. Nevâi’nin Müzanü’l-Evza’nında türküden bahsedildiğini bildiriyordu. Demek ki Türkü Horasan’da ortaya çıkmıştır. Türkü teriminin XV. Asırda Doğu Türklerinde de kullanıldığını biliyoruz.[3]
Anadolu Türk Edebiyatında en eski türkü örnekleri XVI. y.y.’dan geriye gidememektedir. Biçim bakımından türkü olan ilk metni Öksüz DEDE vermiştir. Türküler ferdi veya sosyal olaylarla ilgilidir.[4]
Konuları itibariyle de; “Deprem, ölüm, kıtlık, kahramanlık, sevgi, ayrılık” gibi sebepler türkünün çıkışını etkiler. Toplumun olaylar karşısındaki tepkisi türkülerde yansır. Öteki halk şiiri türlerinin ferdi niteliğine karşılık, türkülerde sosyal yan ağır basar. Halkın sevgisi, nefreti, acısı, tutkusu, her şey türkülerde yankısını bulur.[5]
Türküler önceleri mahalli bir hüviyet gösterirken zaman içinde bütün bir millete mal olabilirler.
Kına Türküsü
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası
İşte koyup gidiyorum
Hani elinin kınası
Elini vurduğum ağaçlar
Belimi verdiğim dutlar
İşte koyup gidiyor
Nerde silip süpürdüğüm taşlar
Bi ben yettim cihana
Gelip cihanı dolana dolana
Sevdiğim oğlanı verseler
Yatsam belene belene
(K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
Türkü
Sabahından çıktım suyun başına
Güneş vurdu yüssüğümün kaşına
Gurbet elde bir iş gelse başına
Yazıl başkasına bu garibe değil.
(K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
Kına Türküsü
Bana bunu çok mu gördün
Bir kız sana yetmiyor mu
Burada yetim Emine’nin kızı var
Bunu bana çok mu gördün
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası
Kapıları koparınız
Buldular bunun ilacını
İşte bu yıl gidiyorum
Ağlatmayın kardaşımı
(K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
Türkü
Saçlarını eğdirirsin
Birbirine değdirirsin
Güzelliğin yoktur ama
Sen kendini sevdirirsin
Öldüm öldüm öldüm öldüm
Yar gıymetini bildim
Bunda senin suçun yoktur
Ben çağırdım sen de geldin
Sandık sandığa dayalı
Yazması var oyalı
Ben seni gezdim sevdim
Öldüm öldüm öldüm öldüm
(K.Ş. Hacer KOÇAK, 49)
Asker Türküleri
Altı sene askerlik yaptığı
Nöbetle hastalık kaptığım
Yıkılası Halep şehrinde
Derde derman bulamam
Bahar geldi yaz geldi
Koyun meler guzu meler
Feryadım bağrımı deler
Sultan Navrızlı aziz dağlar
Herkesin gözü Ali arar
Babam kalkar postu arar
Anam evde ciğer kavrar
Alim evde yok diye
(K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
Kına Türküsü (Kına Ağıdı)
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası
İşte koydum gidiyorum
Hani elimin kınası
Çattılar ocak taşını
Vurdular düğün aşını
İşte koydum gidiyorum
Ağlatmayın gardaşımı
Babam ekmeğin yok muydu
Bir kız sana yük müydü
Körolası emmilerim
Hiç oğlunuz yok muydu
Belimi verdiği dutlar
Elimi yuduğum arklar
İşte doydum gidiyorum
Silip süpürdüğüm yurtlar
Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
İşte koydum gidiyorum
Hani bunun öz anası
Karşıda görünen ekin
Ekin değil burçak imiş
Kız anadan ayrılması
Yalan değil gerçek imiş
Karşı dağın bayırına
At çakmışlar çayırına
Vermen beni gurbet ele
Babanızın hayırına
Atladı çıktı eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Büyük evin yaraşığı
İşte koydum gidiyorum
Elinizden elinizden
Kurtulaydım dilinizden
Yeşil başlı ördek olsam
Sular içmem gölünüzden
Gelin alıcılar geldi
Bana kına yakıcılar
Gayrı umudum kesildi
Heral beni vericiler
Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Ben gurbete gidiyorum
Hani elimin kınası
(K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
Kına Türküsü
Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız kınayı yaktırmıyor
Hani bunun öz anası
Baban ekmeğin bitti mi?
Kardeş efkarın gitti mi?
İşte geldim gidiyorum
El kına keyfin yetti mi?
(K.Ş. Fatma KOÇAK, 49)
Zeytün Beli Gürleyerek
Zeytün beli gürleyerek
Ben gızımı gelin ettim
Ben gızımı gelin ettim
Üzengisi parlayarak
Gızın gızların içinde
Yemen gınası saçında
Torluk mayalar gibi sallanır
Zeytin belinin içinde
Arkasında çay örgüsü
Bu da serverin görgüsü
Gınamayın emmi deayı
Güzellik Allah vergisi
Evlerinin önü firez
Aklını çıtlattın biraz
Yüz gülgülü dudak kiraz
Ben de verdim bir yasmayı
Gelin gızlar gelin gızlar
Alt yapıyan durun gızlar
Server ‘imi öldü derler
Kefenini dürün gızlar
Nerden gelirsin yelerek
Alnının terini silerek
Ben Serveri’ime muska yazdırdım.
Gene uykusuz galarak
(K.Ş. Osman Şose, 50)
- Türkü
Şu kışlanın kapısına
Mail oldun yapısına
Telli kurban bağlayayım
Asker yarin kapısına
Yüce dağlar olmasaydı
Laleleri solmasaydı
Ölüm Allah’ın emri de
Şu ayrılık olmasaydı
Kara kazan kaynamasın
Atım cirit oynamasın
İki sene asker oldum
Nazlı yarim ağlamasın
Yüce dağlar olmasaydı
Laleleri solmasaydı
Ölüm Allah’ın emri de
Şu ayrılık olmasaydı
Kıratımın beli ince
Ölürüm yar görmeyince
Telli yatak serdiremem
Asker yarim gelmeyince
Yüce dağlar olmasaydı
Laleleri solmasaydı
Ölüm Allah’ın emri de
Şu ayrılık olmasaydı
(K.Ç. Songül KOÇAK, 65)
- Türkü
Yandı Çukurova yandı
Eli bağlı beyler indi
Ördek uçtu, dudu kondu
Oy oy oy Emine’m
Gel gel gel Emine’m
Gül gül gül Emine’m vay…
Emine’m kaşların kara
Açtın şu bağrıma yara
Bülbül gibi düştüm zara
Oy oy oy Emine’m
Gel gel gel Emine’m
Gül gül gül Emine’m vay…
Boyu uzun bir dal gibi
Kara kaşlar hilal gibi
Geziniyor maral gibi
Oy oy oy Emine’m
Gel gel gel Emine’m
Gül gül gül Emine’m vay…
(K.Ş. Hakkı ECEVİT, 67)
- Türkü
Mektebin bacaları vay le le le vay le le vay
Ders verir hocaları vay le le le le vay le le vay
Kim yarimi överse vay le le le le le le vay le le vay
Odur birincileri vay le le le le le le vay le le vay
Ay doğar bedir Allah vay le le le le le le vay le le vay
Bu sevda nedir Allah vay le le le le le le vay le le vay
Ya benim muradım ver vay le le le le le le vay le le vay
Ya beni öldür Allah vay le le le le le le vay le le vay
Mektebin önü dere vay le le le le le le vay le le vay
Gidiyorum askere vay le le le le le le vay le le vay
Ben askere giden de vay le le le le le le vay le le vay
Bakma sakın ellere vay le le le le le le vay le le vay
Mektebin önü bayır vay le le le le le le vay le le vay
Gülü dikenden ayır vay le le le le le le vay le le vay
Yar Allah’ın seversen vay le le le le le le vay le le vay
Beni ellerden ayır vay le le le le le le vay le le vay (K.Ş. Songül KOÇAK, 65)
Yumurtalık’da Yemin Etme Adati ve Yemin Çeşitleri
Yumurtalık’ta olduğu gibi Anadolu’nun her tarafında inandırıcılığı veya iddiayı daha da kuvvetlendirmek amacı ile yeminler edilebilir. Kimi yeminler iddia ortaya koymaktan ziyade inandırıcılık veya söz arasında alışkanlık icabı olarak kullanılabilmektedir. Bundan dolayı Yumurtacılık çevresinde insanların kullandıkları ve her söz arasında dile getirdikleri yeminler şu şekildedir:
Vallahi, Billahi, Tallahi
Allah çarpsın
Anam avradım olsun
Ekmek Kur’na çarpsın
Allah Kur’an çarpsın
Şart olsun
Nüzul olayım
Allah şurdan şuraya gitmeyi nasip etmesin
Çocuklarımın ölüsünü göreyim
Anamın babamın ölüsünü göreyim.
DEĞİŞİM SÜRECİNDE YUMURTALIK FOLKLORU
Özellikle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan değişimden en çok etkilenen alanlardan birisi de halk kültürüdür.
Yumurtalık halk kültürü Anadolu’nun her köşesinde görülebilen özellikle anonim ürünleri, adet gelenek ve görenekleri içermektedir. Söz konusu bu öğelerin değişim karşısında tepkisiz kalması mümkün değil.
Bu ürünlerin zamanla yok olması, yozlaşması kabul edilemez, edilmemelidir.
Halk hayatının her anında kültürünü ortaya koyarak kendini, özünü yansıtmaktadır. Kendini ifade etmektedir. Zaman içinde bu adetlerin terk edilmesi sonucunda yeni yorum ve anlayışların oluşmamasının da etkisiyle halk kendini ifade edemez olmuştur.
Bu gelenek ve göreneklerin zaman içinde terk edilmesi ya da unutulması doğal bir hadisedir. Ancak unutulan bu gelenek ve göreneklerin yerini dolduracak yeni yorumların ya da anlayışların oluşturulmaması asıl sıkıntıyı doğuran nedendir.
Kaynak kişilerle yapılan sohbetlerde eskiye bir hasret, özlem veya geçmişten utanma, anlatmama, onlar eskiden yaşanırdı gibi problemlerle karşılaştık. İnsanlar kendini ifade etmekte, özünü yansıtmakta zorlandığı ve kendine yabancılaşıp, yalnızlığa sürüklendiği göze çarpıyor.
Bize düşen en güzel görev yeni nesilleri bu gerçeğin farkında olarak yetiştirmektir.
Yumurtalık(Ayas) Tarihi ve Kültürel Değerleri hazırlanmasında emeği geçen tüm araştırmacılara teşekkür ederiz.
Hayatta olanlara Allah uzun ömürler,öbür dünyaya intikal edenlere Allahtan gani gani rahmet dileriz.
Derleyen;Halim Öztoprak
[1] Doğan KAYA, Anonim Halk Şiiri, Akçağ Yay. Ank. 1999, s. 546.
[2] Dilçin Cem, a.g.e., s. 316-317.
[3] Rıza Nur, “Türk Şiiri Hakkında Mütalalar” V. Tanrıdağ Dergisi, Sayı: 11.
[4] Köprülü, MF, Saz Şairleri, Güven Basımevi, Ankara 1962, s. 37-38.
[5] Güzel, Abdurrahman, Türk Halk Edebiyatı EL KİTABI, s. 367-368.
